Memphis Grizzlies'ı bir saat gibi düşünün. Çalıştığında tüm dişlilerle birlikte tıkır tıkır işleyen, durduğunda ise hiç bir dişlisi işlev görmeyen, tamamen devre dışı kalan... Ve bildiğiniz gibi bir saatin durmaması için tüm dişlilerin en iyi şekilde çalışması gerekir, tıpkı Grizzlies'ta da olması gerektiği gibi...
Neler Değişti
Geçtiğimiz sezon Memphis Grizzlies'ı izlemeyen ama NBA'deki oyuncuları tanıyan birine yaşanan değişiklikleri göstersen çok da önemsemez. Evet, kaderi tamamen değiştirecek bir oyuncu yok, ancak Memphis de böyle bir takım değil zaten. Takviyeler tamamen, bench'i güçlendirmek özellikle pota altını ve en önemlisi dış şut tehdidi yaratmak üzerine oldu.
Gelenler: Kosta Koufos, Mike Miller, Jamaal Franklin, Nick Calathes.
Gidenler: Marreese Speights, Darrell Arthur, Keyon Dooling, Austin Daye, Tony Wroten.
Gidenler arasından Speights ve Darrel Arthur zaman zaman iyi işler çıkartmış olsa da yerleri dolduruldu hatta bunun da önüne geçildi diyebiliriz. Öncelikle Kosta Koufos'un gelişiyle pota altı rotasyonu iyice derinleşti ve Memphis kenardan savunma yapmayı daha iyi bilen bir uzun getirme imkanı buldu. Bütün olarak bakarsak, Marc Gasol, Zach Randolph - Kosta Koufos, Ed Davis pota altı rotasyonu neredeyse ligdeki tüm diğer takımları kıskandıracak cinsten. Böylece Memphis Grizzlies çok iyi olduğu yeri biraz daha yukarı taşımış oldu.
Asıl önemli olan ise berbat oldukları bölüme yapılan transfer. Yani Mike Miller ve dış şut... Geçtiğimiz sezon sadece Pondexter'la orayı zorlayabilen - 3'lük çizgisinden yüzde 36'yı geçen tek oyuncu- Grizzlies'ın elinde artık Mike Miller da var. Üstelik Miller, 2 şampiyonluk kazanmış ki bunların kazanılmasında dış şutuyla önemli katkı vermiş olmasının yanında bildiğiniz gibi bu takımda daha önce bulunmuş, organizasyonu tanıyan biri. Gündemde çok fazla konuşulmasa da saha içinde yapacağı etki nedeniyle ben yaz döneminin en iyi transferlerinden biri olduğu düşünüyorum. Şayet sakatlık problemi olmazsa Mike Miller, Zach Randolph ve Gasol gibi pota altı oyuncularının olduğu bir takımda hele ki Gasol'un pas yeteneğini düşünürsek hayatında hiç yakalamadığı kadar boş şut fırsatı bulabilir. Aldığı 20 dakika civarı sürede bunları yüzdeli sokarsa ki boş bulduğunda muhtemelen sokacaktır Memphis'e seviye atlatan isim olma ihtimali çok yüksek.
Takımdaki en önemli değişiklik Koç koltuğunda oldu. Organizasyon tarihinin en başarılı koçu çünkü Grizzlies'ın daha önce konferans finali yoktu, Lionell Hollins gönderilerek yerine Joerger getirildi. Kendisi iki yıldır yardımcı koçluk yapmış ve takımı tanıyor olsa bile alınması anlamsız bir risk oldu. Çünkü öncelikle oyuncular Hollins'e saygı duyuyor ve onun için oynuyorlardı. Bu Joerger'e de saygı duymayacakları anlamına gelmez ama koç-oyuncu ilişkisi kurulması en zor olandır ve bu kazanılmışken şimdi tekrar elde edilmeye çalışılacak. Bir diğer sorun da sezon içinde Hollins'in gölgesi sürekli Joerger'in üzerinde olacak ki bir çalıştırıcı için yaşanabilecek en büyük baskılardan biri. Kesinlike Joerger'in başarısız olacağını söylemiyorum ama, elde Hollins varken alınan riskin gereksizliği getirisinin, götürüsünden fazla olmamasından kaynaklanıyor. Yine işin o yönünü konuşmak için erken, sezon içerisinde doğru bir kanıya varılması daha mümkün...
Tavanı Yıkmak
Bazı takımlar ya da oyuncular veya bireyler vardır onlar için 'sky is the limit' deyimi kullanılır. Yani yükselebileceği yer sonsuz gökyüzüdür ve en yukarıya çıkabilecek kapasite vardır. Gerisi takımın ya da oyuncunun kendisine kalmış bir durumdur. Yine bazı takımlar ve oyuncular vardır ki onların da ne vereceği daha doğrusu tavanı bellidir. Çoğu zaman o tavanın, limitin yukarısına çıktığı görülemez. Memphis Grizzlies 'tavanı olan' ekiplerden biri. Diğer bu tarz takımlardan farkı ise onlarınkinin daha yüksek olması...
Memphis Grizzlies takımının tamamına bakalım; her şeyden önce ligin en iyi savunma takımı, herkesin rolünün belli olduğu, yazının girişinde de söylediğim gibi ana iskeletten birinin çıkması durumunda çarkın işlemesi için yeni parçanın kolay kolay bulunamayacağı bir yapıya sahipler. Tıpkı bir voltran gibi birleşmiş ve bütün şeklinde hareket ediyorlar, birbirlerinden bağımsız değiller. Bu çoğu zaman iyidir. Bir takım için tek bir vücut gibi hareket etmek, tamamen sistemin içinde kalmak kulağa hoş gelen kavramlar ki doğrudur. Ancak zaman zaman o sistemin dışına çıkacak birilerine ihtiyaç duyarsınız. İşte Memphis Grizzlies'ın eksik kaldığı yön de tam olarak burası. Geçtiğimiz sezon konferans finalinde elendikleri San Antonio Spurs'u ele alalım. Son 15 yıldır NBA'in en başarılı takımı. Ve bunu koşulsuz, şartsız belli sistemlere bağlı kalarak başardılar. Ancak son yıllardan örnek verecek olursa onların bile yeri geldiğinde sistemin dışına çıkacak biri Ginobili'si zaman zaman Tony Parker'ı vardı. Bunlar çoğunlukla işleyen düzene bağlı ancak tıkanıklıkta farklı yollara başvuran adamlardı, hala da öyleler. Grizzlies kendi düzeni içinde devam edebilir çoğunlukla öyle yapmalıdır ancak kimi zaman işleyiş duracaktır, bu gerçekleştiğimde ortaya çıkacak, gecenin gidişatını değiştirecek tek bir oyuncunun olmaması onların tavanını belirleyen etken. Benim NBA'i izlemeye başladığımdan bugüne o tavanı kırıp geçen tek bir takım gördüm o da 2004 yılının şampiyonu Detroit Pistons. Zaten daha önce de takip eden varsa bu Memphis Grizzlies'la o sezonki Pistons'ı ne kadar benzettiğimi bilir. Tamamen mükemmel savunmacılardan kurulu bir ekipti Pistons, Grizzlies da öyle:
Konu biraz dağılacak ancak girmeden edemeyeceğim; bir Marc Gasol gerçeği var şu anda. Geçtiğimiz sezon yılın en iyi savunma oyuncusu seçildi. Bu ödülü alan uzuları daha önce de görmüştük, Dwihgt Howard, Ben Wallace vs. gibi. Ancak dikkat edin o savunmalar hep bireysel istatistiklerle öne çıkmıştı. Tabii ki takım savunmalarına da katkıları büyüktü ancak daha çok ribaund ve blok sayıları etkileyiciydi. Marc Gasol istatistik hayranı NBA tarafından rakamlara yansımayan yaptıklarıyla 1. seçildi ki asıl etkileyici olan bu. Gelecek sezon başladığında Memphis Grizzlies maçının bir periyotunda savunmada, topu değil sadece Marc Gasol'u izleyin, anlayacaksınız. Daha önce bir takımı savunma yaparken bu kadar akıllıca, bu kadar kontrol altında tutan ve yöneten bir adam görmemiştim....
Gasol'un dışında takımın tamamı hem bireysel hem de takım savunması anlamında önemli isimler. Mike Conley maç başına 2.2 top çalma ile işin bu yönünde Chris Paul seviyesinde. 2 numara pozisyonundaki Tony Allen'ın nasıl bir çılgın olduğunu anlatmama gerek yok sanırım. Tyshaun Prince her ne kadar hücumdaki yetenekleri körelse de zaten 2004 yılındaki Pistons ekinin bir üyesiydi. Ve Zach Randolph, son yıllarda Shaq'ten sonra daha güçlüsünü, rakibi daha çok hırpalayanını gördünüz mü?
Yani 5 tane sert, disiplinli bir şekilde savunma yapan oyuncu grubu tıpkı 2004 yılındaki Detroit Pistons gibi. Peki Grizzlies da Pistons'ın yaptığı şekilde kendi tavanlarını kırmayı başarabilecek mi? Normal şartlar altında bunun yaşanabilmesinin tek bir ihtimali var. O da play-off'lar başladığı andan itibaren düzenin tıkır tıkır işlemesi, hücumda her şeyin planları çerçevesinde gitmesi ve biraz da şans...
Beklenti
Memphis Grizzlies savunmada bildiğimiz Memphis Grizzlies olacaktır. Hatta Koufos'un katılışıyla biraz daha güçlü. Bir diğer transfer Mike Miller'la birlikte hücumda geçtiğimiz sezondan bir adım daha ileriye atacakları kesin ki bunu yapmalılar çünkü 17. sıra hedefleriyle pek uyuşmuyor. Yine Batı Konferansında ilk 4-5 sıra içerisinde yer alacaklardır. Ancak hepimizin bildiği gibi Batı artık çok daha güçlü, işler çok daha zor. Yazının tamamında anlatmaya çalıştığım; Takım, sistem dahilinde yaşayacağı en ufak aksaklık sonucu tüm planın çökebileceği bir yapıya sahip... Tavanı delip geçmek için kontrolün tamamen kendilerinde olması gerekecek, bunun için de her şeyin düzgün gitmesi lazım. Pistons gibi başarabilecekler mi? Pek emin değilim ancak kim 2004'te Pistons'ın bunu gerçekleştirebileceğinden emindi ki?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder