1 Mayıs 2013 Çarşamba

Büyükler ve Küçükler Burada mı Ayrılıyordu?

Play-Off'lar başladıktan sonra ilk defa yazma imkanı buluyorum. Daha doğrusu bütün geceyi uykusuz geçirdikten sonra sabahın 07:30'unda beni yazmaya iten güzel bir sekans yaşandı. Ondan da en sonda keyif ala ala bahsedeceğim. Ama en baştan giriş yapmak gerekirse şimdiye kadar play-off'ta neler oldu, neler bitti aklımda kalanları anlatmaya çalışacağım fazla sıkmadan, kısa kısa...

Öncelikle play-off'ların beklenenin altında kaldığını kabul etmek lazım. Bunda sezon boyunca ortaya çıkan sakatlıkların çok büyük etkisi var tabii. Sadece iki seride kalite ve heyecan yüksek seviyede, bazılarında kalite olmasa da heyecan tavan yapabiliyor. Bazısında ne kalite var ne heyecan. Daha doğrusu bir tanesinde...

Doğu Konferansı'ndan başlayalım:

Brandon Jennings:'' Miami Heat'i 6 maçta eleriz''

Dwyane Wade'e sorarlar ''Brandon Jennings seri için böyle böyle dedi ilk duyduğunda ne tepki verdin?''

Dwyane Wade bir süre tepkisiz dururum ve ''that was my reaction, nothing...'' der...

Türkçe meali boş konuşmuş, onun için yorum yapmama gerek yok oluyor. Seri de zaten 4-0 bitti. Yanlış anlaşılmasın Brandon Jennings'in bir takımı eleyeceklerini söylemesini eleştirmiyorum. Ne oynadıkları belli olmayan bir takımın guard'ı olarak ( yani ne oynadıklarının belli olmamasının en büyük sebebi yine kendisi) söylediği şeye inanmamasını eleştiriyorum.

Hani bunu Indiana Pacers'tan bir oyuncu çıkıp söylese, derim ki geçeceklerine inanmış. Çünkü kendini biliyor, takımını biliyor, ne oynadığını biliyor, koçunu biliyor ve hepsine güveniyor. Ama Brandon Jennings...

İsterseniz siz bir bakın söylerken inanıyor mu? 59. saniyeden sonra Dwyane Wade'in tepkisi de eğlendirmiyor değil



Dediğim gibi bu seri üzerine konuşulacak çok fazla bir şey yok. Brandon Jennings ve Monta Ellis'in oyun anlayışlarının takıma nasıl zarar verdiği 3. maçta ortaya çıktı zaten. İlk yarıda biri 0, diğeri 1 sayı atmıştı ve sadece 7 şut kullanmıştı. Onların yerine pota altı oyuncuları Ersan ve Sanders çift haneli sayılardaydı ve maç kafa kafa gidiyordu. İkinci yarı ise yine aynı hikaye...

Miami Heat için güzel antrenman oldu deyip geçmek lazım New York Knicks - Boston Celtics serisine.

Bu sabaha karşı oynanan maçta Boston Celtics MSG'de kazandı ve seri 3-0'dan 3-2'ye geldi. Ben play-off'lardan önce Boston Celtics'in elense bile Knicks'i hırpalayacağını düşünenlerdendim. Ama ne yalan söyleyim (Murat Cemcir gibi) 3-0 olmasını beklemiyordum. Bildiğiniz gibi NBA tarihinde 3-0'dan dönüp de seri alan takım yok. Beyzbol ligi MLB'de yine iki şehrin takımı Red Sox ve Yankees 2004'te eşleşmiş. Boston şehrinin takımı Red Sox 3-0'dan dönüp seriyi almıştı. Burada da sürekli o efsane geri dönüş konuşuluyor. Acaba olur mu? diye. Ben hala Knicks'in avantajlı olduğunu düşünüyorum. Ama son yıllarda 3-0 geriye düşüp de seriyi çevirmeye en yakın takım olarak da Boston Celtics'i görüyorum. Çünkü böyle durumlarda kendinizde bulunmasını en çok isteyeceğiniz duygu inanç fazlasıyla mevcut Celtics'te.

İşin taktik yanları da tabii bunda etkili. Hücum anlamında (takım olarak) en kötü serilerden birisi yaşanıyor. Hem Celtics için hem de New York Knicks için geçerli bu. Ama Knicks'in durumu biraz daha pamuk ipliğine bağlı çünkü tamamen şutla yaşayan bir takım. Şutların çoğunu JR Smith atınca daha bir içi ürperiyor insanın. Dün ne Melo ne de JR Smith günündeydi. Böyle olunca Celtics yine kötü hücum etse de maçı kazandı. İki maç üst üste daha kötü şut atmazlar diye kimse garanti veremez. Ayrıca kırılma anlarında ve tansiyon yükseldiğinde Knicks bocalıyor. İş 7. maça kalırsa bunlardan bol bol olacak. Tabii diğer yandan Boston Celtics'in de çok problemi var. En belirgin olanı da ellerinde net bir guard yok. En güvendikleri yer olan savunma ise çatırdamış durumda. Ama heyecanlı bir 6. maça ''if neccesary'' çok daha heyecanlı, kemik sesli 7. maça şahit oluruz.

İlk videoda ''inanmak'' duygusuna vurgu yapmıştım. Şuraya tıklarsanız Brandon Jennings'in söylediklerine neden inanmadığını düşündüğümü anlamınız için yeterli olur. Çünkü o linkte gerçekten inanan bir adam konuşuyor.


Yukarıda ''ne heyecan var ne kalite'' diye bahsettiğim Indiana Pacers - Atlanta Hawks serisinden sizlere çok bahsedemeyeceğim çünkü

Çok fazla izleme şansı bulamadım. Yarım yamalak yani (izlesem de oturup size bu seriyi anlatacak bir yazı yazacağımı daha doğrusu yazabileceğimi sanmıyorum) kendi evinde birbirlerine üstünlük sağlayan iki takım görüntüsünde. Haliyle ev sahibi avantajı Pacers'ta olunca bir adım öndeler...

Ama bu seri içerisinde yaşanan bir durum çok dikkatimi çekti: 4. maçtı ve o gece Hawks-Pacers maçının dışında Brooklyn Nets-Chicago Bulls ve Houston Rockets - Oklahoma City Thunder maçları da vardı. NBA Başkanı David Stern gidip Hawks-Pacers maçını yerinde seyretti. Yani belki de play-off'ta görece en zevksiz en az ilginin olduğu seriyi... 10 kişiye sorsan hangi maça gitmezsin diye ilk verilecek cevabın olduğu yeri seçti Stern. Ben kendimce bunu adamların pazarlama mantığının çok küçük bir örneği olarak yorumladım. İlginin ligin sadece bir kaç takımına değil diğer takımlara da dağılmasının NBA'in geleceği anlamında ne kadar önemli olduğunun farkında. Hoşuma gitti yani...

Reklamlara da dikkat edin, aynı düşünceye sahip: Bir çocuğun karşısında bütün takımların yıldızları sıralanır ve o Atlanta Hawks - Minnesota Timberwolves maçını seçer! Sen, ben olsak ''usta Miami Heat-Oklahoma City Thunder oynasın, maç da Miami'de olsun sonra sahile ineriz'' derdik. En azından ben öyle derdim...

Doğu Konferansı'nda heyecanın tavan yaptığı seri: Nets-Bulls

Basketbol kalitesi çok yukarıda olmasa da heyecanın tavan yaptığı bir kaç maç izledik. Serinin dengesiz olacağını ve maç maç değişimler yaşanacağını öngörmek zor değildi. Bunda iki takımdan Nets'in iç-dış sahadaki değişimi ve Bulls'un savunmada çok efor sarf ettiği bir maçın ertesinde yaşadığı düşüşün etkisi var. Nets ilk maçı aldıktan sonra arka arkaya 3 maç kaybetti. Ama 4. maçta yaşananları sağda solda anlatsan ''deli lan bu'' dedirtecek şeyler yaşandı. Nate Robinson 4. maçın son çeyreğinde tam 27 sayı attı! Ve çoğu da yanlış tercihti. Thibs tüm çeyrek boyunca tam Nate Robinson'un kırılma anlarında verdiği yanlış karardan dolayı sinirden küplere binecekken ''oha bu da girdi'' diye düşünmüş olması muhtemel. O maçta Nate Robinson'ın gereksiz bir hücum faulle oyun dışı kalması da ayrı bir hikaye. 3 uzatma sonunda Chicago Bulls geriden gelip o maçı kazandı. Daha sonra Nets seriyi 3-2'ye getirdi. Şimdi seri Chicago'ya taşındı. Nets o'nu da kazanırsa avantajlı duruma geçer çünkü son maç kendi evlerinde. Şayet Nets Brook Lopez'in üzerinden oynarsa ki ilk maçta bunun ne kadar işe yaradığı görüldü avantajı eline alacaktır. Önemli olan bir başka konu da D-Will'in Bulls'un savunmasını zayıf taraflarını bulması gerek. Bire bir oyunları oldukça az kullanmak Nets adına çok kritik.

Bulls için söylenecek tek şey var: Derrick Rose dönecek mi? Döndü mü? Derken yine ellerinde kalan şey savunma. Seriyi istiyorlarsa savunacaklar!

Not: Dikkat Nate'in bir daha böyle oynama imkanı çok düşük, ona hafif bir fren lazım....

Nate Robinson seneye takım GM'leriyle görüşmeye giderken 4GB'lık bir flash disk'in içine şu videoyu koyup yanında götürür diyenler?




Rayting uğruna play-off'un en güzel yerlerini en sona bıraktığım doğrudur! Batı Konferansı'ndayız!

Burada 1-8 eşleşmesiyle değil de 2-7 ile yani San Antonio Spurs - Los Angeles Lakers'la başlamak istiyorum. Çünkü 1-8'e dair zevkli anılarım çok taze, o en sona...

Los Angeles Lakers için, transferlerle başlayan rüya, sezonun bitimi ''kabus sona erdi'' şeklinde oldu. Evet sakatlık bakımından inanılmaz şanssızlıklar yaşandı ama bu kesinlikle bahane değil. Ne takım kimyası vardı ne de bir umut ışığı. Seride ise sakatlıklar artık o kadar fazlaydı ki sezonun ilk başında Steve Nash-Kobe Bryant guard ikilisi sezonun sonunda Morris-Guodelock'a dönüştü... Lakers'la ilgili gelecek sezon ne olur ayrı bir yazının konusu ama Mitch Kupchak'in sert hamleler yapacağını düşünüyorum.

Seriye gelince her ne kadar Lakers'ın 2 maç alacağını söylesem de (sanırım gaza gelmiş olabilirim) Spurs çok ağır bastı. Aslında NBA muhabbeti yaptığım kişiler bilir, Spurs'ün Lakers'a en ters gelecek takım olduğunu söylerim. Çünkü basit olarak baktığında hücumda top dolaşımı ve boş şutu bulma konusunda Spurs uzmanken, Lakers işin savunma yönünde tüm sezon boyunca berbattı. Sonuç da zaten ortada. Hazır bu seriden konuşurken Spurs'ün ligde Miami Heat'i durdurabilecek tek takım olduğunu düşündüğümü belirteyim. Kısacası batı'dan final adayım Spurs...

Son olarak seriye dahil akılda kalan Tim Duncan'ın şu gülüşü oldu... (via SBNATION)

Howarddealwithit_medium


Bir de Antawn Jamison'un sözleri sezonu özetliyordu: ''Elinde bir çok oyuncu var ve onlarla nasıl oynayacağına dair birçok karar verebilirsin ama bir yolu seçip hep oradan gitmen gerekir''


Play-Off'ların en güzel iki serisinden biri olan Denver Nuggets - Golden State Warriors'tayız...

Bu seri hem göze hem ruha hitap ediyor... Stephen Curry gibi bir oyuncunun büyük ve sıra dışı oyununa da şahit oluyoruz. Açıkçası yazarak anlatmak zor bu güzelliği. Seri 3-2, Warriors önde ve 6. maç unutulmaz olabilir. Hem de Oracle Arena'daki muazzam atmosferde oynanacağını hatırlatalım...

Seride adeta iki koç arasındaki satranç maçına da benziyor. Başarılı ve başarısız olan hamleler de mevcut. David Lee'nin sakatlanıp sezonu kapatması belki de kırılma anlarından biri oldu. Çünkü Warriors'un koçu Mark Jackson, Lee yerine bir diğer 4 numara Carl Landry'i değil, guard Jarret Jack'i ilk 5'e yerleştirdi. Yani içeride bir uzun Andrew Bogut ve dört dış oyuncuyla devam etmeye karar verdi. Nuggets'ın bu hiç beklemediği hamle sonucu arka arkaya 3 maç aldı Warriors ve bir anda öne geçti. Tabii Steph Curry'nin epik performansları da etkili oldu. George Karl ikinci maçta bilinen takımıyla çıktı Warriors'un kısa 5'inin karşısına ancak savunmada büyük sıkıntılar yaşadı.

Koufos'la oynayan Nuggets'ın uzunlarının ayakları Warriors'un kısalarına yetişemedi. Çünkü 4 dış oyuncunun tamamı:

biri NBA'in en iyisi (Steph Curry) diğeri ilk 5'inde (Klay Thompson) diğer ikisi Jarret Jack ve Barnes olmak üzere iyi şutörler. En azından iyi attılar.

Bu 4 dış oyuncudan topu en çok elinde bulunduran Jarret Jack ve her ne kadar mükemmel şut özelliklerinden dolayı ortaya çıkmasa da Steph Curry' çok iyi birer pasör.

Yine bu 4 oyuncunun tamamı da boyalı alana topla drive edebilme özelliklerine sahip.

Elinizde bunlar olunca, Denver Nuggets'ın riskli topa baskı yapan savunmasını paslarla, şutla, P&R'ler sonucu ya kolay turnike ya da köşede çaprazda bekleyen boş adamlarla sayı üreterek aşabiliyorsunuz.

İkinci maçtan sonra George Karl takımı kısaltarak bence doğru bir hamle yaptı ama yine hücumu ön planda tuttuğu için bu sefer oyun Warriors'un istediği gibi şekillendi. 5. maçta ise Javale McGee'yi ilk 5'e alarak cidden iyi bir hamlede bulundu. Bu 5 hem Nuggets'ın alıştığı oyuna uygundu hem de savunma yapabilecek hızlı ayaklara sahip oldular. Seri de 3-2'ye geldi.

Ben Oracle Arena'da oynanacak 6. maçı aslında 7. maç olarak görüyorum. Nuggets kazanırsa 7. maçta kendi evinde turu geçer yok kazanmazsa sezon zaten burada biter.

O kadar yazdım kısaca anlatmaya çalıştığım şu seride en fazla iki maç daha oynanacak etrafınızda basketbol sevmeyen biri varsa izletin. Kesin çözüm...


Los Angeles Clippers - Memphis Grizzlies serisine geçiyorum! Kemik sesleri gelmeye başladı mı?

Bu seriyle ilgili geçen 3-2 olduktan sonra şöyle bir tanımlama yaptım: ''Sınırlı bir koçun çok iyi kadrosu karşısında çok iyi bir koçun rakibine göre daha sınırlı bir kadrosu'' nasıl?

Memphis Grizzlies kadrosu için sınırlı dediğime bakmayın, iyiler ama tek bir eksikleri var ve o da çok önemli: Elit bir şutöre sahip değiller. Karşısında Los Angeles Clippers'ın neredeyse her şeyi tam. İsterseniz kısa rotasyonuna şöyle bir uzaktan bakın.

İlk iki maçta Vinny Del Negro aslında hiç de kendinden beklenmeyen doğru bir kararla tempoyu sürekli zorladı. Yani oyunu istedikleri seviyede tutmayı başardı Clippers. Bunun sonucunda bu iki maçta düşük tempoda daha etkili olan Z-Bo maça dahil olamadı, Grizzlies sürekli dengesiz hücum etti ve böylelikle Clippers rakibin savunması tam oturmadan hücum etme fırsatı yakaladı. Zaten Memphis Grizzlies'in savunması yerini aldığında son 3 maç neler yaptığını gördük. Clippers ilk iki maçı zor da olsa kazandı. Del Negro'nun planı tutmuştu. Elinizde Chris Paul de olunca teoriyi pratiğe aktarmanın daha kolay olduğu açık. Seri Memphis'e taşındığında bu sefer oyun tam tersine döndü. Tempo düştü, Z-Bo hücuma katıldı, Gasol mükemmel oynadı ve en önemlisi Grizllies savunmaya dengeli döndü. Çok net söylemek gerekirse Grizzlies'ın sete set oyunda savunmada durduramayacağı takım yok.

Detroit Pistons'ın en son şampiyon olan kadrosundan bu yana bireysel savunma anlamında en iyi 5'e sahip Grizzlies. Bak tek tek yazıyorum

Mike Conley
Tony Allen
TyShaun Prince
Marc Gasol
Zach Randolph

Şöyle söyleyeyim Chris Paul'u adam değiştirerek savunduğunuzda Mike Conley varken Tony Allen geliyor ya da tam tersi oluyor. Hangisini tercih edersin karşında diye sorsan cevap veremezsin. Yani Grizzlies tempoyu istediği seviyeye çekince Los Angeles'taki de dahil 3 maçı da arka arkaya kazanmasını bildi.

İşte iyi koç ve sınırlı koç arasındaki fark: Del Negro tempoyu artırarak bir karar verdi ve tuttu. Takımı 2-0 öne geçti. Daha sonra Lionel Hollins bir hamle yaptı ve tempoyu kendi istediği seviyeye çekti: Takımı 3-2'i öne geçti. Yani seri içerisinde bir gelişme yaşandı iyi olan koç buna reaksiyon verdi, sınırlı olan ise hala beklemede eğer 6. maçta da değişiklik olmazsa sezon sonu Clippers'ın GM'inin gereken muhtemel reaksiyonu göstereceği kanaatindeyim...

Bir de 5. maçta şu yaşananı iki kez izlemenizi tavsiye ederim. İlkinde Tony Allen'ı takip edin, bakması, beklemesi, zıplaması ikincisinde Turiaf'ı...





Ve tüm gece uyumadan maç izleyip sabahına da yazıya oturmamın sebebine geldik: Oklahoma City Thunder - Houston Rockets serisindeyiz

Bu seri için söylenecek çok şey var ama ne Rockets'ın kötü savunmasından, ne Westbrook'un sakatlanmasının ardından yaşananlardan ne Beverley'den ne de Thunder'ın eğer geçerse bu turdan sonra neler yapabileceğinden bahsetmek istiyorum...

Tek yazmak istediğim Ömer Aşık!!!

Şöyle oldu Houston Rockets, Harden'ın muazzam oyunuyla maçı son çeyreğe kadar getirmeyi başardı. Fark 10-12 arası giderken Scott Brooks elindeki kadroyla yapamadığını şeyi başka türlü denedi. Ömer'e hack-a-Aşık yaparak.... Scott Brooks'un yeterli olup olmadığı hep tartışma konusu. Net konuşmak lazım yetersiz. Topu Durant'e verin o bir şeyler yapar kafası hakim. Şimdi tüm yük Durant'in sırtında. Top paylaşımı sıfır. Bu hack-a-x taktiğini  tamam Gregg Popovich de yaptı ve o da kabul edilebilir değil ama en azından basketbol adına ortaya bir şeyler koydu.... Brooks yapınca hiç çekilmedi. E bir de Ömer'e yapınca....

Neyse sinirle başlayan son çeyreğin ortası büyük zevkle devam etti. Çünkü Ömer 16'da 11 attı! Ömer attıkça Brooks'u gösterdiler, resmen Thunder değişerek Ömer'e faul yaptı! Ömer de tarihte hack-a-x'e karşı en iyi cevabı hem de play-off'larda verdi. Seri 3-0'dan 3-2'ye geldi. Biz de sabaha karşı bir kaç kişi büyük keyiflendik.

Hack-a-x  durumuna gelince ligi çok geliştiren David Stern seneye ayrılacak, gider ayak şu olaya da bir el atarsa büyük mutlu oluruz. Çünkü basketbol ruhuna bu kadar aykırı bir şey daha olamaz...

Yazıyı tamamlarken iki teşekkürüm var.

İlk olarak bu keyfi bize yaşattığın için çok teşekkürler Ömer!

İkinci teşekkür de maçı kaybetme ihtimaline karşı oyuncusunu kazanmak için Ömer'i oyunda tutan Houston Rockets'ın adam gibi adam koçu Kevin McHale'e...

Bir de şu uzun yazıya tahammül edip sonuna kadar gelenlere ve gelmeyenlere (onlar görmese de) büyük teşekkür ettim.

Sağlıcakla kalın...














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder