28 Şubat 2013 Perşembe

Neler Oldu Neler... Anlatsam İnanmazsın...

NBA'de tüm sezonda dünkü gibi haliyle çok fazla gece yaşanmaz. Siz de şanslı birer izleyiciyseniz bunlardan bir kaçına denk gelirsiniz. Ya da tüm sezonu izleyip de o gece uyumak zorunda olanlar vardır ki onlar başka bir şanslı! türüne girerler (Ben değilim sadece bir arkadaşım!!)

Neyse ki arkadaşım da teknolojinin nimetlerinden faydalanarak dün gece yaşananların hepsini teker teker izleme fırsatı buldu.

Tam 10 maç oynandı dün. 6'sında bu yazının içinde yer almak adına aksiyonlar yaşandı. Sıradan başlıyorum. Sacramento Kings - Orlando Magic maçı o 6'lıdan biri. İlginçlik nerede derseniz?  Sacramento Kings'in herhangi bir takıma 125 atması ya da karşıdaki takımın 125 yemesi yeterli değil mi? (Miami maçından haberim var ) Hızlı tempodur atarlar falan değil asıl konu uzatmasız 125'i yüzde 54 saha içi isabetiyle bulmaları şaşırttı beni... Magic'i de şaşırtmıştır sanırım.

Arada Cleveland Kyrie Irving ''el freni mi?!?!'' dedirtircesine ikinci maçını da ki bunlardan ilki Chicago kazandı Raptors karşısında.



Ve geçelim gecenin en etkileyici performansına... Hatta ne gecesi? Sezonun en iyi bireysel performansı... NBA'i yakından takip eden birine Dün Stephen Curry deplasmanda 13'de 11 üçlük ve 54 sayı attı. Bunu hangi takıma karşı yapmış olabilir? sorusunu sorsanız cevaplarının içininde kuvvetle muhtemel New York Knicks yer alacaktır. Neden mi? Çünkü Madison Square Garden'da oynuyorlar. Jordan, Kobe, Lebron ve daha bir çoğu orada en az bir kere çıldırmışcasına bir gece geçirmiştir. Artık onların arasına Stephen Curry de girdi.

Bir ara kendine o kadar güveniyordu ki topu getirip 9 metreden üçlük falan attı. Ben bunları yaptığını bile bile tekrarı izlerken şaşırdım. Bir göz atın derim. (54 sayı 3 dakika içinde. Dile kolay)



Tebrikler Curry deyip Washington Wizards - Detroit Pistons maçına yol alıyoruz. Kalitesi aşağıda ama heyecanlı bir maç oldu. Pistons 96-95 kazandı. Fakat hikaye saha içinde değil, biraz dışında yaşandı. Washington Wizards'ın maç sonunda Ariza'yla kullandığı üçlük airball oldu. Ama bildiğin sayı görünümlü airball (ben hala onun sayı olduğunu düşünüyorum) neyse Washington Wizards spikeri airball'u sayı görünce kazandılar sandı


Wizards tarafı sayı oldu diye görür de Pistons tarafı durur mu? Onlar da maçı kaybettiler sandı



Tekrar ediyorum spikerlerin hiç bir hatası yok! O bildiğin sayı.. Şaka bir yana Pistons'ın kazandığını bile bile özeti izledim o şuttan sonra ''Nasıl ya?'' oldum.. Zor gerçekten. Ariza haricindeki kimse göremez onu. Neyse bundan sonra köşeden üçlüklere dikkat...

Arada yine bir başka düşük skorlu ve Memphis'in kazandığı Dallas maçını geçip (90-84) Teksas'a Houston'a uzanıyoruz. Düşük sayılı bir maçtan Houston'a geçmek bünyede dengesizliğe yol açabilir uyarmadı demeyin. Ersan ve Ömer'in de karşılaştığı maçı Milwaukee Bucks kazandı. Hem de Monta Ellis'in oldukça zor sayısıyla. Hani bazen deriz ''top sevecek'' diye. Top Ellis'e aşık olmuş! Gireceği belli üstüne zaman bitsin diye pota bir tur attı ve kazandırdı

Ellis maçtan önce eski takım arkadaşı Curry'i izlediyse artık



Bir başka gecenin ilginç sonuçlanan Thunder - Hornets maçındayız. 119-74 kazandı Thunder. Fark atılır da insanda biraz da acıma olur. Bu işin bir yönü diğeri ise Manisalı olduğum için fark da 45 olunca yazasım geldi. Kendime kıyak yaptım anlayacağınız.

Ve İddaacıları üzen maçtayız. Sabah, geceden NBA'e kupon yapan birisiyle karşılaştıysanız ''ya San Antonio Spurs maçı nasıl verdi?'' serzenişlerini duyabilirsiniz ki ben baya duydum. Üstüne pekiştirmek için ''Uzatmada sadece 1 sayı atmışlar abi'' de cabası... E arada lazım böyle maçlar Spurs'te oynayanların sizin bizim gibi insan olduğunu anlamak için... Kusursuz olmasınlar ki işin heyecanı kaçmasın... Bir de bu kadar heyecanın arasında kaçırdığımız efsane bir 11 saniyelik geri dönüş oldu... Suns maçı öyle bir şekilde götürdü ki uzatmaya artık kazanacakları belliydi zaten...

Son 3'lüğü de koyabilirdim ama maçın özeti daha zevkliydi... Hem ''uzatmada 1 sayı atmışlar'' olan bölüm de mevcut



Buradan çok uzağa değil Utah'a geçiyoruz. Kısa kalacağız. Atlanta deplasmanda Utah'ı mağlup ederek Lakerslıları sevindirdi diyelim.

Ver elini Portland. Çok zevkli bir maç oldu. Kafa kafaya gitti ve sonunda Lakerslılar yine sevindi çünkü Denver kazandı, Portland kaybetti. Ama maçta yaşanan bir sekans beni çok etkiledi. Kahramınımız Javale McGee... Yaptığı saçma hatalarla sevdik onu. Genelde şöyle olur... McGee'den inanılmaz bir hata.... McGee'den bir inanılmaz hata daha.... Ya da McGee'den inanılmaz bir smaç/McGee'den inanılmaz bir blok sonra yine McGee'den inanılmaz bir hata şeklinde gider...

Dün bu bozuldu McGee'den harika bir smaç ve McGee'den harika bir blok yani iki iyi şey arka arkaya geldi. Kaçırmayın, çok fazla olmaz...



Bir de artislik yapmış sonunda... E hakkıdır... Neyse dün bunlar oldu işte. Dediğim gibi anlatsam inanmazsın ama iyi ki teknoloji gelişti de video koyduk...

Kalın sağlıcakla....



20 Şubat 2013 Çarşamba

Ve Sezon Başlar...

Aslında başlığı ''Ve Sezon Başlar...'' yapmamın nedeni hem genel hem de özel bir şeyleri anlatmaktı... All-Star'ı NBA'de sezonu ikiye ayıran bir çizgi olarak düşünürsek şu anda üzerinde olduğumuz bölüm tam da sezonun başladığı yer... Artık şutlar daha dikkatli seçiliyor ve savunmalar daha sağlam...

Dilerseniz gecenin genelinden özeline doğru gidelim...

Son haftalarda yapılan önemli takasın iki tarafı Toronto Raptors - Memphis Grizzlies karşı karşıya geldi. İlk 5 dakikada 6 sayı olunca acaba paralel evrende oynanan ve fazla sayı atanın kaybedeceği bir maç mı var diye izledim. Neyse ki olay sadece kötü hücummuş, açıldılar sonra 88-82 Memphis kazandı. Rudy Gay eski takımına karşı ''neyi kaçırdığınızın farkına varın'' diyemedi...

Ama bunu diyen birisi vardı... James Harden! Maçın bitimine son 4-5 dakika kala takımının 17-2'lik serisini sürükledi, yetmedi üstüne 46 sayıyla kariyer rekoru kırdı Rockets'ın Thunder'ı 112-119 mağlup ettiği maçta. Harden'ın tek başına alıp götürdüğü anlarda Thunder GM'i Sam Presti'nin o sıralarda ne düşündüğünü tahmin etmeye çalıştım. Aslında adam koskoca Thunder organizasyonunun Genel Menajeri ve bu takımı sıfırdan yarattı. Kendine güveni sonsuz, verdiği kararların kesin doğru olduğuna inanıyorsa karşı çıkamaz önünde ceketi iliklersiniz... Ama dün Harden ilk defa ben süper yıldızım dediğinde acaba içinden ''lan...'' demiş midir?

Charlotte Bobcats - Detroit Pistons maçındayız. Detroit'in kazandığı maçta Monroe kuvvetle muhtemel buruk bir sevinç yaşadı. Çünkü şimdi ve bundan sonra uzun bir süre her yerde dolaşacak olan çaylak Michael Kidd G'nin kısa metrajlı filmine konu oldu...

Açık ara sezonun en iyi smacı!




Geceye dair diğer dikkatimi çekenlerden New York Knicks'in Indiana Pacers'a mağlup olmasıydı. Normal bir mağlubiyet değildi. Pacers'a 91 sayı attılar ki burası anlaşılabilir ama Pacers'tan 125 sayı yemenin izahı mümkün görünmüyor...

Bir de Cleveland - New Orleans maçı son periyota kafa kafaya giderken Kyrie Irving yine maçı kopardı. Cleveland'ın Lebron James'i kaybettikten sonra Kyrie Irving gibisini bulması büyük şans. Üstelik bu çocuk son periyotları da oynayabiliyor...


Hani demiştim ya başlığın yazıda bir genel bir de özel anlamı var diye... İşte özel anlam bölümü Los Angeles Lakers'a ait...

Bildiğiniz gibi takımın efsane başkanı DR. Jerry Buss geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti. Kendisinin başarılarından, kazandıklarından hiç bahsetmeme gerek yok ama beni etkileyen ona duyulan saygı... Bu kadar egosu yüksek, zengin, şöhretli adamların olduğu bir yerde herkesin ona olan saygısı...

Los Angeles Lakers bugün ya ezeli rakibi Celtics karşısında kaybedecek ve belki de sezonu bitirecekti ya da Jerry Buss için oynayıp kazanarak devam diyeceklerdi... İkincisi oldu. Dwight Howard açık ara sezonun en iyi oyununu sergiledi aslında Lakers'ın en sağlam performansıydı... Savunmada yardımlar sürekli geldi... Hiç durmadan... Kobe Bryant ve Howard'ın arasındaki iletişim ''Hadi oğlum şimdi başlayalım artık'' der gibiydi... Açıkçası bunu bugüne kadar hiç söylemedim çünkü pek ihtimal vermedim ancak ilk defa şimdi inanarak söylüyorum ki: Bu sefer Lakers'ın sezonu gerçekten başladı...

Buna inandığım ve kendi kendime söylediğim bölüm ise maç değildi. Maçta sadece düşüncelerim kuvvetlendi... Tam olarak ''Ve sezon başlar...'' dediğim yer...

Sağlıcakla kalın...








18 Şubat 2013 Pazartesi

Böyle All-Star 10 Yılda Bir Gelir...


NBA’de 2013 All-Star iyisiyle kötüsüyle sona erdi. Uzun zaman sonra daha doğrusu Majesteleri Michael Jordan’ın 2003’teki son All-Star’ından sonraki en iyisi olduğu konusunda ben de dahil çoğu kişi aynı fikirde… 

Benim ve zaten çoğu kişinin aklında kalanları, bir çırpıda söyleyebildiklerini bir yerde toplamak eğlenceli olur diye düşündüm…

Cuma’dan Pazartesi sabahına doğru gidiyorum…

Hafif başlayalım ve ünlüler maçına gidelim. Aslında buradan çok iyi malzeme çıkmazdı. Ancak Pıppen'ın Justin Bieber'i bloklaması kadar olmasa da Usain Bolt'un smaç yapması güzeldi... Bir yandan düşündürdü de... Adam iki topa vuruyor ve Manchester United'ta oynarım diye şaka yapıyor, basketbol oynuyor üstüne smaç yapıyor... Düşünün artık limitler nerede... He unutmadan biraz da hızlı koşuyor kendileri...


Not: Şu smaçtan sonra  ciddi ciddi ''hatalı yürüme yapmış'' diyeni duydum... E tamam da adam bildiğin içine de vurmuş...



All-Star organizasyonlarının en az ilgi çeken temel aktivitesi hiç kuşkusuz yükselen yıldızlar maçı. Diğerlerinin biraz gölgesinde kaldığı kesin… Yine de beklentilerin üstünde geçti. Ancak geceye dair aklımda kalan tek şey Kyrie Irving’in (yazıyı yazarken burada durdum ve Irving'in Brandon Knight'a yaptığını en iyi açıklayacak  kelimeyi düşündüm. Aslında cevap da basitti: ''Rencide'') Brandon Knight'ı rencide etmesi oldu... Milyonların önünde olacak iş değil gerçi ama...




Ve geçelim benim aslında en çok zevk aldığım yarışmaların olduğu cumartesi gecesine...  Katılımcıların Doğu Konferansı - Batı Konferansı diye ayrılması iyi olmamış... Yani finalde en iyi ikiyi değil de Doğu'nun en iyisi ile Batı'nın en iyisini izlemek durumunda kaldık. Halbuki bundan önce hep en iyi ikiyi izliyorduk. 

Yetenek yarışmasında çok etkileyici bir şeyler olmadı. Sadece Tony Parker ''Artık ben gelmeyim'' der gibi yarıştı o. Kazanan da yeni yıldızımız Damian Lillard oldu. 


Üçlük yarışmasında ise herkesin eğlendiğinden ve zevk aldığından eminim... Bunun benim açımdan iki nedeni vardı 1.'si Matt Bonner'ın yarışmaya katılıp oldukça iyi performans sergilemesi herkesi memnun etti. Finalde 20 puan almayı başardı ancak maalesef ondan daha iyisi vardı... 

Yine Kyrie Irvıng'e bağlanıyoruz... (Adam üç geceyi de dolu dolu geçirdi)



Ve en çok merak edilen, en çok izlenen smaç yarışması... Bu yıl katılanların atletizmine bakınca oldukça heyecanlı geçeceği de belliydi... Öyle oldu da ancak  daha iyi bir jüri olsaydı ve Doğu Konferansı - Batı Konferansı diye ayrılmasaydı efsane bir yarışma izleyebilirdik...

Herkesin bildiği gibi ilk smaçlar sondakilere göre daha kolay olur... Fakat Gerald Green bunu tamamen yanlış anlamış olmalı...

Videoyu kullanma kılavuzu: Videodan en yüksek verimi almak için bitene kadar izleyin ve Gerald Green'in çıktığı noktayı kendi gözlerinizle görün...



Ve sıra şampiyon Terrence Ross'da... Kendisi açıkçası benim de favorimdi.. Şampiyon olduğu için de bütün smaçlarını vermek istedim...

Ama önce smaçları teker teker anlatalım

İlk smaç: J.R. Smith'in 2005'te yaptığı topu havadayken arkasından çevirerek yaptığı smacı hatırlattı. Ancak fark Ross havada bunları yaparken bir de yaklaşık 360 derece dönüp öyle vurdu içine. Etkileyici.

İkinci Smaç: Zaten finale kalması kesin gibi olduğu için sana bana zor ona kolay bir smaç yaptı...

Üçüncü Smaç: Kendi oynadığı takımın formasını giymiş belki de tarihte smaç işini en iyi yapan Vince Carter'ın formasını giydi ve bana göre gecenin en iyi smacı geldi...

Dördüncü Smaç: Ayakta duran bir çocuğun üzerinden uçtu, ardından topu bacaklarının arasından geçirerek smaçladı. Ross baya yükselmişti...



Ross'u geçmeden 3. smacına Kevin Garnett'in tepkisini görmeyen varsa üzülmesin... 






Ross'un finaldeki rakibi geçtiğimiz sezonun şampiyonu Evans'tı... Ve genç oyuncudan sanatsal bir çalışma geldi. Kabul edin adam sürprizlerle dolu...





Artık son gündeyiz... Yani en büyüklerin sahne aldığı maç... Girişte de bahsettiğim gibi 2003'ten sonraki en güzel all-star maçıydı... Savunmalar oldu, ciddiyete daha yakındı, bunlar hep Popovich, Tim Duncan, Noah ve Paul gibi adamların orada olmasıyla alakalı tabii... Maçı Batı kazandı, MVP haklı olarak Chris Paul'un oldu sanırım buna her aldığı topu potaya atan ailemizin basketbolcusu Kevin Durant bu duruma içten içe üzüldü... Fakat iyi vakit geçirdik mi geçirdik...


Gecenin talihsiz ismi Chris Bosh'la başlayalım... Gerçi pozisyonda Paul de var ama sanki burada başrol Bosh. Maça iki airball atarak başladı. Sonra öyle bir şey yaşadı ki keşke orada bırakıp gitseydim demiş olabilir içinden... Her all-star'da kötü bir gece yaşayan olur. Seneye artık...




Ve şimdi sıra MVP'de... Batı Chris Paul'le hücumda onu Noah ateşli bir şekilde savunuyor... Sonuç: CP3 ''El, kol yapma lan'' diyor...





Çok güzel maçtı, smaçlar oldu, harika paslar, ne ararsan vardı ama zihinlere sanırım Kobe Bryant ve Lebron James kazındı... Son günlerde Lebron'un müthiş oynaması ve artık onun Kobe'nin üstünde gösterilmesinin de etkisi var tabii bu pozisyonlarda. 

Neyse çok uzatmayalım... Kobe yaptı yine yapacağını hem de iki kere...



Bu All-Star'la ilgili benden bu kadar.... Bu tarz yazılarda hep aklıma ilk gelenleri kullanıyorum ve çok da üzerine düşünmüyorum. Unuttuğum varsa hatırlatırsınız...

He bir de son olarak o sahne performansları neydi be abi?!?!

Şuraya içlerinden bir tanesinin videosunu bırakıveriyorum aman görmezden gelin ve sağlıcakla kalın...












15 Şubat 2013 Cuma

Başlık Bulamadım Fotoğraf Yeter mi?




Son günlerde Lebron çıldırmış gibi oynamaya başladı ve bir süredir pek de duymadığımız karşılaştırma masaya koyuldu. Michael Jordan mı? Lebron James mi?  Neresinden bakarsanız bakın ikisi için de büyük haksızlık…

Ben de herkes gibi bu karşılaştırmayla ilgili çok şey okudum, dinledim. Tüm bu tartışmalarda tek dikkatimi çeken yanlış soru üzerinden kararlar veriliyor… Yani ilk önce doğru sual bulunup, ortaya çıkartılmalı… Doğru soru: ‘’Hangisi daha iyi basketbolcu’’ mu? Yoksa ‘’Hangisi daha büyük basketbolcu’’ mu?  Bu iki soru arasındaki farklı olan iyi/büyük kelimeleri sonucu/tespiti net bir şekilde değiştirir.

Yani şunu duyabilirsiniz: ‘’Lebron James neredeyse her pozisyonda oynayabilen, post oyunu, içeri topla penetreleri durdurulamaz vs. bir oyuncu’’ bu  ‘’Lebron, x kişiden daha İYİ basketbolcu mu’’ sorusunun cevabına size götürebilir.  Ama hiçbir zaman ‘’daha BÜYÜK basketbolcu mu’’ sorusunun direkt cevabı olamaz. Bir kere bu ayrımın kesinlikle yapılması ve aslında hangi sorunun daha önemli olduğuna karar verilmesi gerek… İyi olmak mı? Büyük olmak mı?

Hiç tartışmasız Lebron James şu anda ayak bastığımız yer yüzünün en iyi basketbolcusu… Bunun sonucu da daha şimdiden Michael Jordan’la karşılaştırılmanın haksızlığını yaşıyor… Belki de küçükken basketbol oynadığında şuta kalkarken herkesin yaptığı gibi ‘’Michael Jordaaaan’’ diye bağırdı kendisi için (kimse ben böyle bir şey hiç yapmadım demesin). En önemlisi de Lebron James’in karşısında  aktif olarak o kendisini küçükken yerine koyduğu bir basketbolcu yok. Lebron James’in karşılaştırıldığı şey Michael Jordan’da vücut bulmuş başarılar, hikayeler, efsaneler vs…  Bununla mücadele etmenin ne kadar zor olduğunu kendisi ve Kobe Bryant’tan başkası bilemez. 

Lebron James’in bu konunun üzerinde nasıl baskı oluşturabileceğini aslında kendi söylediklerinden de anlayabiliriz…

‘’Lisedeyken  Chicago’da Michael Jordan’la tanışma fırsatı buldum. Benim kim olduğumu biliyor muydu ? Hiçbir fikrim yok. O güne dair hiçbir şey hatırlamıyorum, sadece elini sıktım ve karşısında oturdum. Tek anımsadıklarım bunlar.’’ Lebron bunu çok yakın zamanda Michael Jordan’ın 50. Yaş günü için söyledi. Kendinizi bu adamın yerine koymayı deneyin… Sonra da karşınıza şu sözleri söylediğiniz adamın GERÇEKLEŞTİRDİKLERİNİN rakip olarak verildiğini düşünün…

Tabii işin bir de Michael Jordan tarafı var.  Yazıya başlarken de söyledim: Son günlerde çıldırmış gibi oynuyor Lebron James… Arka arkaya 7 maçta 30 sayı ve %60 isabet vs… Gerçekten durdurulamaz bir seviyeye çıkmış gibi gözüküyor. Ama dediğim gibi bu sayıların bana ifade ettiği onun yaşadığımız zamanda en iyisi olduğudur. Büyüklük konusu henüz başka bir seviyedir… Ve bunlarla Michael Jordan’ı karşılaştırmak –burası önemli daha şimdiden- ayrı bir haksızlıktır.

Tracy McGrady’i, Allen Iverson’ı  ya da  Vince Carter’ı  şu tarih itibariyle Michael Jordan’la karşılaştırmanızın imkanı var mı? Yok. Peki bu 3 adam için de ayrı ayrı, dönem dönem NBA’in en iyileri sıfatları verildi mi? Evet. Ben demiyorum ki Lebron James’in de kariyeri bu şekilde seyredecek… Farklı olacağı da apaçık ortada ancak şimdi değil… Lebron James belki de kariyerini tamamladığında tarihin en iyi basketbolcusu olarak anılacak hatta belki de Michael Jordan’ı da geçerek en büyüğü olacak bunu kimse bilemez… Ama dediğim gibi şu an hayır...

 Bir de işin farklı bir yönü var. Lebron James’in ve kendi dönemindeki oyuncuların teknolojinin gelişmesinden dolayı ortaya çıkan dezavantajları bulunmuyor değil. Ben yaşım itibariyle Michael Jordan’ın son dönemlerine yetiştim. Peki ne kadar izleyebildim? Haftada bir, o da maçı denk gelirse… Günümüzde ise isterseniz Lebron James’in 82+ playoff’taki tüm maçlarını HD kalitede izleyebilirsiniz… Bunun sonucu da ulaşılabilirliğin getirdiği durumu anlamlandırabilmek… Göremediğiniz ancak okuduğunuz ve size anlatılanlar ulaşılmaz olduğu için her zaman daha etkileyici gelecektir. Yani Lebron günümüzde değil de 15-20 yıl önce oynasaydı gözümüzde çok farklı bir figür canlanacaktı. Ama sadece bu handikap bir bahane olarak öne sürülemez.

Neyse boş konuşma da sadede gel diyenler varsa söyleyeyim: Bu tamamen benim fikrim: Michael Jordan izlediğim kadarıyla, okuduklarımla, diğer bir çok efsane adamın anlattıklarıyla basketbol tarihinin gelmiş geçmiş en büyüğüdür. Ve şu dönemde Lebron James’in Michael Jordan’la aynı seviyede karşılaştırılabilmesi için önünde Kobe Bryant gibi bir gerçek ve ispatlaması gereken daha bir çok şey vardır…

Yapar mı yapamaz mı onu da bize zaman gösterir…

Ayrıca 15 dakikanız varsa aşağıdaki videoyu izlemenizi tavsiye ederim (Michael Jordan’ın kariyerindeki en iyi 50 oyun. Smaçlar, bloklar çok etkileyici ancak farkı bunlar değil diğerleri yaratıyor ve izlediğinizde anlıyorsunuz)


11 Şubat 2013 Pazartesi

Neredesin Bynum? Ya Evde Yoksan?


NBA'de sezon başında yapılan Howard merkezli 4'lü takasta oyuncuların nitelikleri göz önüne alındığında son yılların en büyüğüydü... Gerçi nicelikleri bakımından da düşündüğümüzde ''büyüklük'' kavramı gittikçe artıyor. Neydi o takas? Ana hatlarıyla: Lakers, Dwight Howard, Cris Duhon ve Earl Clark'ı ( bu yazıyı 1,5-2 ay önce yazıyor olsaydım muhtemelen Earl Clark'ı unutucaktım) , Philadelphia 76'ers Andrew Bynum ve Jason Richardson'u, Denver Nuggets Andre Igoudala'yı, Orlando Magic de Arron Afflalo ve Vucevic ile bir kaç tane draft hakkı aldı.

Yani tam 4 All-star oyuncunun ve 1 tane de gerçekten ligin kalbur üstü oyuncusunun yer değiştirdiği bir takas oldu.

Bunları zaten biliyoruz... Benim bilmediğim ama merak ettiğim bir şey var: Acaba Philadelphia 76'Ers GM'i bu takası yine de yapar mıydı? Her şeyi yine Andrew Bynum'a bağlar mıydı? Evet Andre Igoudala ile tavanları belli olmuştu ve artık değişiklik şarttı. Üstelik Igoudala'yı takımdan gönderip ligin en iyi ikinci üstelik daha çok genç olan bir pota altı oyuncusunu almak çok da cezbedici geliyor ama...

Aması şu: Lakers bile Howard'tan beklediği verimi alamazken hatta yanına yaklaşamazken Philadelphia 76'ers'in Andrew Bynum'ı bir kez bile kullanamaması... Hatta bu takastan diğer bir gelen Jason Richardson'un sezonu kapatması... Bazen ne kadar planlarsanız, planlayın olmuyor işte. Philadelphia 76'Ers'te yönetici kim olursa olsun bu takasa gözü kapalı girerdi. Çünkü oldukça mantıklı. Ama bazen de şans yanında olacak. Oklahoma City Thunder sadece Sam Presti'nin üstün ön görüsüyle kurulmadı. Şans kadronun her parçası kurulana kadar onları hiç terketmedi.

Gelelim bu yazıyı sabah sabah neden yazdın konusuna: Philadelphia 76'Ers - Los Angeles Clippers maçında Clippers, 76'Ers potasında akrobatik bazı şeyler denedi. Çoğunda da gayet başarılı oldu. Tamam Bynum çok iyi bir savunmacı hiç değildi ama orada bulunsaydı şu aşağıdakiler bu kadar rahat olur muydu? İşte soru: Philadelphia, Bynum takasıyla, maçı kazanmak için tek bir hücumu vardı onda da airball mu attı? Yoksa hala son bir hücum için süresi var mı? Bunun cevabını verecek tek bir kişi var o da sırma saçlı Andrew Bynum...

Neyse Los Angeles Clippers'ın pota altını boş bulunca yaptığı deneysel girişimlerden bir kaçı özette mevcut.



Bu arada şans demişken bu ne abi?!?!?!?




Uzattınız Ama...


NBA'de normal sezon maçının ''normal sezon maçından'' çıkması nasıl olur? Ya Kobe Bryant 81 sayı atar ya da maç 3 uzatmaya gider... Tıpkı Boston Celtics - Denver Nuggets maçı gibi...

Benim açımdan ilginç bir maç sonu oldu. Mesela ben dün uyusaydım, maçı seyredemeseydim (kahrolurdum orası ayrı) ve bana şöyle bir soru gelseydi: Boston Celtics - Denver Nuggets maçı 3 uzatmaya gitti. Sence maçı kim kazanmıştır? Hiç düşünmeden Denver Nuggets derdim. Çünkü atletik ve genç olan taraf onlar. Uzatmaların sonunda diri kalacaklarını düşünerek böyle bir cevap vermek mantıklı. Ancak Paul Pierce ve Kevin Garnett gibi adamların yılda milyonlarca dolar kazanmalarının nedeni mantık sınırlarını zorlaması olabilir. Boston Celtics maçı 118-114 kazandı. 36 yaşındaki Paul Pierce 56 dakika, 37 Yaşındaki Kevin Garnett 47 dakika oynadı (Bu maçı izleyen Chicago Bulls koçu Tom Thibodeau maçları başladığı 5'le bitirirse şaşırmayın!)

Bu iki adam oynamakla kalmayıp maçı da aldılar.

Böyle alalım sizleri: Paul Pierce maçı şu şekilde 3. uzatmaya götürdü (unutmadan 52. dakikadır oyunda kendisi)



Şu anda görüntüler yok ama ben hayatımda ilk defa Kevin Garnett'in yorulduğunu gördüm. Peki bu onu durdurdu mu? Hayır tabiki de 3. uzatmanın başında 3 tane arka arkaya zor sayı buldu. Genç ve diri Denver Nuggets'a karşı. 

Ve bu adamlar Rondo sakatlandıktan sonra 7 maç arka arkaya kazandılar. Bunların içinde 2 uzatmaya giden Miami Heat maçı var, Lakers maçı var, bu da sonuncusu oldu. Birilerine mesaj falan mı veriyorlar bilmiyorum da izlemeye değer ama en önemlisi saygı değer bir grup var orada....

He unutmadan şöyle bir şey daha var gecemize renk kattı (Gallinari'ye hariç tabi)





10 Şubat 2013 Pazar

Problem mi Var?




Son yıllarda Lakers kendi tarihinin hatta NBA tarihinin en iyi kadrolarından birini kurdu. Kimilerine göre de en iyisi... Çok kısa üzerinden geçmek gerekirse: Kobe Bryant'ın sadece adını vermem yeterli sanırım, Dwight Howard şu anda NBA'in en iyi pota altı oyuncusu (NBA'de en az bulunan şey pota altı oyuncusu), Metta World Peace, her ne kadar eskisi kadar olmasa da hala NBA'in en elit savunmacılarından birisi, Pau Gasol, saha görüşü ve post oyununda dünyanın en özel 3 oyuncusundan biri, Steve Nash her ne kadar yaşlansa da arka arkaya MVP ödülü kazanmış, tarihin gelmiş geçmiş en iyi guardlarından biri. Ve çok da fena olmayan bir bench...

Düşünün elinizde böyle bir kadro var. Ne kadar kötü oynatırım diye düşünseniz, üzerine planlar yapsanız bu kadarını başaramazsınız.  Los Angeles Lakers'ın sisteminde Pau Gasol potadan uzaklaştırıldı verimi düştü, Steve Nash gibi bir mühendis bitirici rolüne sokuldu (verimi azaldı), takımın en iyi iki savunmacısından biri dediğimiz Metta World Peace bir dönem hücumda sorumluluk aldı (savunmadaki verimi azaldı). Ve Kobe'nin üzerindeki yük git gide arttı. Hücum dehası! Mike D'Antoni'nin takımında maçın en kritik hücumları izolasyon üzerinden oynandı.

Hep söylerim: İyi koç kendi sistemini direten, kendi sisteminin en iyisi olduğunu düşünen değil, elindeki oyunculara ve şartlara göre sistem oluşturan kişidir. Çünkü basketbolda hiç bir sistem diğerinden daha iyidir diye net bir cevap veremezsiniz. En iyi sistem o günün şartlarına göre oluşturulandır. Gregg Popvich'in San Antonio Spurs'ü geçtiğimiz yıllara kadar oldukça düşük tempoda oynayan bir takımdı. İki sezon içerisinde bir anda tempoyu yükselterek, hızlı hücum etmeye başladılar. Yani şartlara ve oyunculara göre anlayış değişti. Mike D'Antoni kendi sistemini inatla direten kısma giriyor. Mike Brown da öyleydi.

Son olarak Bill Simmons'ın bir sözüyle bitirmek istiyorum: ''Eğer oyun sistemin Pau Gasol'la değil de Earl Clark'la oynaman gerektiğini söylüyorsa orada bir problem var demektir'' bence de...

9 Şubat 2013 Cumartesi

Cumartesi Sürprizi!

NBA'de cuma akşamları çok maç olur, değişik maçlar da olur ama bol sürprizli falan... Yine ilginç gecelerden biriydi. Pota altı zaten berbat olan Miami Heat, Chris Bosh olmamasına rağmen tam kadro çıkan Clippers'ı 20'ye yatırdı. Ayriyetten Lakers'ı da 20'ye yatırıyorlardı ama maçı çevirmeyi başardılar. Rakibin kim olduğunu söylemesem? İpucu: '' NBA tarihin en kötü galibiyet yüzdesi'' bildin mi? Bundan daha fazlasını söylemeyi yüreğim kaldırmaz.

San Antonio Spurs deplasmanda Detroit Pistons'a yenilip kadrodaki oyuncuların robot değil de senin benim gibi insan olduklarını bize hatırlatarak gönüllere su serpti,  öte yandan Oklahoma City Thunder, Phoenix Suns'a 127 sayı atarak ayarını bilmezken, Houston Rockets ise sadece ve sadece! 118 sayı bularak play-off yarışındaki en büyük rakipleri Portland'ı mağlup etti. Bir önceki maçta kendi evlerinde Golden State Warriors'a 140 atınca haliyle az geldi. Warriors demişken sıralama açısından çok önem arz eden maçta Memphis'e mağlup oldular. Benim kuponu da yalan ettiler. Son olarak Washington Wizards da Brooklyn Nets'i farklı geçti. Orlando Magic - Cleveland Cavaliers maçının sonucunu sadece orada yaşayanlar önemsiyor olabilir ama ben yine de vereyim Cleveland 119-108 aldı...

Kaldı geriye iki maç. Onlara özel yer ayırdım. Toronto Raptors deplasmanda uzatmaya giden karşılaşmayı 100-98 kazandı.

Maç şu şekilde uzatmaya gitti


Dikkat edeceğiniz gibi başrolde Toronto Raptors'tan Amir Johnson var yardımcı rolde molası varken o saçma pası atan David West, ama filmi götüren ve finali yapan kişi de topu kapan Rudy Gay.

Bu da Rudy Gay'in final sahnesindeki gövde gösterisi


Gördüğünüz gibi kendisi maçı aldı, takastan sonra Raptors harika gidiyor. Her zaman maksimum kontratın hakkını veremeyen bir oyuncu sıfatı vardı Rudy Gay'in üzerinde. Önümüzdeki günler bize şunun cevabını verecek: Bu performansları takıma yeni katılmanın verdiği heyecanla ortaya çıkan geçici bir durum mu yoksa Rudy Gay daha önce çok yanlış yerde mi basket oynuyordu? Bakalım...

Son görüntülerimiz Chicago Bulls'un deplasmanda Utah Jazz'i 93-89 mağlup ettiği maçtan. Sonuç çok önemli değil normal sezondaki 82'den biri işte... Bize böyle görünse de Taj Gibson için sanırım upuzun bir gece oldu. Sorumlusu sensin Derrick Favors!

Derrick Favors, Taj Gibson'ı maça küstürdü



Daha sonra 2-3 dakika içinde Derrick Favors Taj'ın üzerinden bir smaç daha ve bir de blok yaptı. Videoyu kesinlikle bulamadım. Adam zor bir gece geçirdi biz daha da zorlaştırmayalım demiş olabilirler. Hakları da var... Neyse video gelir gelmez burada olur rahat olun.

Yazıyı dün yaptığı hareketle yüzlerde gülümseme bırakan son günlerin çıldırmış ismi ( adam son 4 maçında kullandığı 59 şutta 43 isabet buldu. Ne atsa giriyor) Lebron James'le kapatalım...

Miami'de keyifler yerinde...



İyi sabahlar, iyi hafta sonları...
















6 Şubat 2013 Çarşamba

Tıpkı Dediğin Gibi Pop ''Nobody's Happy''



Herkesin hayatta çeşitli konularla ilgili kendi kendilerine verdiği kararlar vardır. Bunlar o kişilere göre tartışması olmayan doğrulardır. Artık buna kendi fikrinin arkasında duruyor mu dersiniz ya da inatçılık mı dersiniz bilemem. Ama vardır yani...

Mesela benim için Gregg Popovich yer yüzündeki en iyi koçtur. Şayet bilinmeyen başka bir yerde basketbol oynanmıyorsa kainatın en iyisidir... Bunu tartışmam. Bir başkasının daha iyi olduğuna dair önüme istediğiniz argümanı, fikri getirin bu konuya kapalıyımdır. Nedenlerini uzun uzun anlatmama gerek yok sanırım. Tüm şampiyonluklar, yüzükler, finaller somut olarak karşımızda. Ancak bir savunma takımını ertesi sezon tamamen hücum takımına çevirmesi ve bir sezon sonra (yazar bu sezondan bahsediyor) bu hücumun kusursuz hale gelmesi benim için konuyu tartışmaya kapatmıştır.

Peki bunları neden yazıyorum? Alakasız olabilir ama dün akşam Gregg Popovich vs muhabir karşılaşmalarından biri yaşandı. Amacım konuyu buraya getirmekti sadece. İsim Popovich olunca girişi şatafatlı ve uzun tuttum haliylen... Neyse o anda röportajı canlı izleyen ben de dahil diğer herkes ve maçı anlatan spikerler gülme krizine girdi. Bilen bilir Popovich bu maç, periyot aralarında yapılan röportajlardan pek hoşnut değildir. Hep kısa, soğuk ve net cevaplar verir. Zaman zaman sinirlendiği olur ki  David Aldridge'le geçen sezon aralarında yaşanan kısa ''mutluluk'' muhabbetini hatırlarsınız. Bilmeyenler şu ''bilmeyenler için''e tıklayabilir.

Dün de Minnesota Timberwolves maçının ilk çeyreği sona erdikten sonra muhabir ve Popovich arasında şöyle bir muhabbet geçti.

Muhabir: ''İlk çeyrekte takımın %38 saha içi isabetiyle oynadı. Bunu nasıl halletmeyi düşünüyorsunuz''

Gregg Popovih: ''Sayı atarak''

Kısa bir sessizlik, muhabirin hafif afallamayla beraber karışık gülümsemesi

Muhabir: ''Taktik ve oyun anlayışı açısından sormuştum''

Gregg Popovich: ''Şut atmaya devam ederek''

Bir iki kelime sonrasında nakavt...

Kısa ve komikti. Tabii şu haliyle o kadar komik durmuyor olabilir ama ben videosu kesin düşmüştür diye yazıyı bitirdikten sonra arayınca böyle oldu. Yani bu satırların yerinde video olacaktı normalde. Hayatta böyle değil mi zaten ne zaman... şaka şaka hiç oraya girmeyeceğim. Dedim ki: Sabah sabah o kadar yazdım yayınlayayım. Artık kusura bakmazsınız... Şimdilik fotoğraf. Video gelince hemen koyuyorum.

Haydi iyi sabahlar...

5 Şubat 2013 Salı

Çünkü O Hala Lakers'ta ve Hala Oynuyor...

Hangi takım Los Angeles Lakers kadar kötü gitse düşünceleriniz ve konuştuklarınız felaket senaryoları yazarken bile ''lan acaba'' diye bir umut olurdu? Evet herkes şuanda Los Angeles Lakers'ın ne kadar berbat bir sezon geçirdiğini konuşuyor, yazıyor, çiziyor... Ama kabul edin herkesin aklının küçük, ufacık bir köşesinde olsa bile bir şeylerin değişebileceği fikri var.

Peki bu fikir neden oralarda bir yerlerde dolanıyor? Çok büyük yıldızlardan kurulu inanılmaz bir kadro mu? Ya da Los Angeles Lakers'ın kazanma alışkanlığı... Hele böyle adamlarla... Bu söylediklerimin tamamı zihinlerimizde şimdiye kadar Lakers'ın kötü bir sürpriz olarak belirmesine neden oluyor... Umut ya da beklentiyi oraya sokan şey ise çok basit: Kobe Bryant...

Bu sezon zaten gerekeni yapıyor fakat gerekenden çok daha fazlasını yapması gerektiğinin sanırım farkında... Ne zaman denemekten vazgeçti ki?

Çok mu şanslıyız? Ben kendimi öyle hissediyorum... Ya siz?


4 Şubat 2013 Pazartesi

Brandon Jennings'e Göre ''Unreal'' Ama Bu Bildiğin Gerçek



NBA'de 2010-2011 sezonu sona erdiğinde ağzınızdan çıkan kelimeler ne oldu? Dallas Mavericks'in Miami Heat'i geçip şampiyon olduğu maçın sonunda... Süre dolduğunda ya da Mavericks'in şampiyon olduğu haberini aldığınızda ne demişseniz demiş olun aklınızdan geçen ilk şey şuydu: Lebron James... Biraz şaşkınlıkla beraber e adamın antipatik olduğunu düşünenler de az değil ''iyi olmuş lan'' gülümsemesini çok gördüm...

Evet, hep eleştirildi... Bu tenkitlerde doğruların payı da yadsınamayacak kadar büyüktü ama kendinizi Lebron James'in yerine koysanıza be abi deyip durumu dramatize etmek istemesem de adamın üzerindeki baskı büyüktü. Lige girdiğinden 2-3 yıl sonra rakibi belliydi Michael Jordan. Bu yetmezmiş gibi üstüne bir de hali hazırda oynayan bir Kobe Bryant karşılaştırması... Yani Kobe'nin kariyerinin zirve noktasında cevaplaması gereken sadece MJ soruları vardı. Lebron James bu iki efsanenin karşısında kendini bulurken zaman zaman verdiği kararlar baskının büyümesine neden olmadı değil. İster maç içerisinde son çeyreklerde verdiği, ister televizyonda milyonların önünde verdiği... Hep büyüdü ve 2010-2011 final serisinde çoğu sporcunun altından kalkamayacağı bir hale geldi.

Sonrasını aslında başka bir yazının konusu. Lebron James başardı. Kendisine hep vurdukları yerden: ''Sorumluluk almıyor, alsa da yapamıyor'' lafının üzerine gitti. Sorumluluğu aldı, üstesinden geldi ve yüzüğü taktı... Adeta 7-8 yılda o çığ gibi büyüyen baskı bir sezonda kül olmuştu bile. Artık o da kendisinin zamanının geldiğini biliyordu.

Bu sezon Lebron James'in oyununun nasıl olgunlaştığını izleyen bilir. Tripple-Double'a yakın istatistiklerde ortalaması var. Ama konu zaten kağıdın üzerindeki sayılar değil...

Ben bu yazıyı yazmadan önce Lebron James, Charlotte Bobcats karşısında kariyerinin en iyi maçlarından birini çıkardı. 31 sayı, 8 asist, 8 ribaund ve 2 top çalma. Bunlar alışık olduklarımız. En iyi maçlarından birisi olmasının nedeni ise kullandığı 14 şutta 13 isabet bulması... Harika bir performans.. Hatta Brandon Jennings maçtan sonra ''Lebron'un rakamları inanılmaz'' diye bir tweet attı. Sanırım o ara kendi istatistiklerine bakmış olabilir. Zaten etkileyici olan Lebron James'in bu rakamlarını -normal olarak Brandon Jennings hariç- hepimizin anlamlandırabilmesi. Ama bana daha çok bu yazıyı yazdırtan maç sonundaki röportajlar oldu.

Lebron sezonun başından beri söylediklerini tekrar etti. Özet olarak: ''Olay sayı atmak değil. Takım o anda neye ihtiyaç duyuyorsa ben onu yapıyorum'' dedi. Bunu bir çok oyuncudan duyabilirsiniz. Yani sonuçta Mario Chalmers da ben NBA'deki en iyi 10 oyun kurucudan biriyim dedi. Ama Lebron'un dedikleri takım arkadaşınınkiler kadar boş değil.

Aslında Koç Spoelstra'nın söyledikleri Lebron'un ne kadar değiştiğine işaret: '' Her maçta tripple-double'a yakın istatistikler yapıyor. Hep 1-2 ribaund ya da asist eksik kalıyor. Ama bu durum onun oyununu etkilemesine neden olmuyor. O anda yapması gerektiği şeyi yapıyor'' özet olarak diyor ki: İstese rahatlıkla tripple-double yapabilir ama kendisi için değil takımı için oynuyor... Lebron James'in yıllar önce bir all-star maçında MVP seçilmek için yaptıklarını gördükten sonra şimdi kendi koçunun bunları söylemesi şaka gibi geliyor ama doğru...

Uzun lafın kısası Lebron James geçtiğimiz sezon Boston Celtics serisinin 6. maçından sonra farklı bir seviyeye çıktı. Ve sanki o sezonun sonunda yıllardır kenarda beklettiği: Olgunlaşma, tecrübe vs... gibi kavramların hepsini bir anda cebine koydu. Şimdi onlarla beraber büyüyerek yola devam ediyor. İster sevin, ister sevmeyin ama: Belki de Lebron kariyerini bitirdiğinde ''komple'' ve ''oyuncu'' kelimelerinin en anlam kazandığı bir basketbol efsanesine tanıklık etmiş olacağız....

Not: Lebron maçtan önce biraz uykulu hissettiğini söylemiş...

Yattım ben, sağlıcakla kalın...