17 Mayıs 2013 Cuma

Rekabetin Bitmediği Yer...


Bu yazıya aslında konferans finalistleri belli olana kadar oturmamayı düşünüyordum ama dün Batı Konferansı'ndaki  Spurs - Grizzlies eşleşmesi düşüncemin temelini oluşturacağı için zamanının geldiği kanısına vardım.

Son 2-3 yıldır ortalıklarda biraz yüzeysel olduğunu düşündüğüm ''NBA'de artık rekabet bitti/ bitiyor'' fikri dolanıyor. Bu cümleden de anlayacağınız gibi bu algının karşısında yer alıyorum. Evet, katılıyorum rekabetin azaldığına dair bazı gelişmeler yaşandı son zamanlarda:

Miami Heat'te büyük üçlünün kurulması, bu sezon her ne kadar rekabetçi olamasalar da Lakers'ın oluşturduğu kadro gibi... Aslında bunların temelinde tamamen NBA'de büyük şehirlerin takımları olan büyük marketlerin daha tercih edilebilir olması yatıyor. Carmelo Anthony'nin, New York'un takımına takas edilmek istemesi, Chris Paul'un bir Los Angeles takımına gidecekken veto yeyip başka bir Los Angeles takımına gitmesi, yine Dwigt Howard'ın Hollywood'a gelmesi gibi çoğaltılabilecek nedenler var. Bunların hepsine, büyük marketlerin ligdeki diğer küçük marketler karşısında bir avantajının olduğuna katılıyorum. Hepsi de rekabetin azaldığına işaret olabilir  ama biraz oturup resmin tamamına bakınca durumun böyle olmadığı ortaya çıkıyor.

Öncelikle net olarak elimizdeki somut verileri masaya dökmekte fayda var:

*Batı Konferansı Finaline yükselmeyi başaran iki ekip de küçük market (Spurs - Grizzlies). Hatta Memphis Grizzlies sezon ortasında cap'te sıkıntı yarattığı için Rudy Gay'i takımdan takasla gönderdi. Bu da yetmezse bir diğer finalist San Antonio Spurs'ün NBA'de son 14 yılın en başarılı takımı olduğu gerçek. Hatta buna dair bir rekorları var: 14 sezon arka arkaya 50+ galibiyet alma gibi. Ve bu iki takımdan birisi NBA finalinde şampiyonluk mücadelesi verecek.

*Geçelim Doğu Konferansı'na orada beklendiği gibi Miami Heat finalde. Ancak karşısındaki rakip büyük ihtimalle -çünkü istatistikler 3-1 öne geçtikten sonra tarihte sadece 7 takımın seriyi çevirdiğini gösteriyor- Indiana Pacers olacak. Yani bir diğer küçük market daha...

Kısacası konferans finallerinde -Pacers da gelirse- 4 takımdan 3'ü küçük market olarak adlandırılan franchise'lardan olacak.

* Doğu Konferansı'na geçmişken orada kalalım. Miami Heat'in burada rakipsiz kaldığı açık. Ancak bunda sakatlıkların büyük payı var. Şayet Rondo sakatlanmasaydı ve Boston Celtics bildiğimiz gibi kalsaydı, finalde Heat'in karşısına rakip olarak çıkar mıydı? Muhtemeldir. Peki Heat elini kolunu sallaya sallaya finale gider miydi? Hiç sanmıyorum.

Yine Chicago Bulls'ta geçtim Derrick Rose'u Luol Deng ve Kirk Hinrich sağlıklı kalabilseydi Miami Heat'in seriyi 4-1'le geçeceğini garanti edebilir miydiniz? Hayır. Ya Derrick Rose -sanırım bu cümleyi bu sezon son kez kullanıyorum- dönmüş olsaydı Heat kesin eler diyebilir miydik? Hayır. Yani Doğu Konferansı'nın bu sakatlık konusunda ekstrem bir sezon geçirdiği ortada. Tüm bunların yaşanmadığını düşünün:

NBA finali için Doğu Konferansı'dan 3 aday ve New York Knicks ve Indiana Pacers olacaktı. Bu iki takımın da hedeflerinin konferans finali olduğu açık. Evet belki yine Miami Heat NBA finaline yükselen taraf olabilirdi ama nasıl ve ne şekilde yükseleceği şanssızlıklar yaşanmasa ortada. Belki Heat elene de bilirdi. İşte rekabet de bu değil mi zaten?

*Geçtiğimiz sezon Golden State Warriors gibi bir takım ortada yokken, ''Stephen Curry diye bir çocuk var iyi şutör de işte, yaaanii...'' denilirken şimdi güzel bir ekiple karşı karşıyayız. İki sezon içerisinde büyük bir şanssızlık yaşanmazsa NBA yepyeni bir şampiyonluk adayına kavuşacak. İşte rekabet ateşine odun atacak bir takım daha...

*Yine geçen sezon Memphis Grizzlies'i 4-3'le geçen Los Angeles Clippers bu sezon daha da gelişmesine, oyuncuların birbirini daha da tamamlamasına rağmen aynı Memphis Grizzlies'e 4-2'le elendi. Gelecek sezon bu iki takım tekrar karşılaşsa birinin diğerini kesin eleyebileceğini söyleyebilir misiniz?

*Geçtiğimiz sezon NBA finali oynayan Oklahoma City Thunder'ın bu sezon konferans finaline yükselememesi rekabete işaret değil mi? Evet Russel Westbrook'un sakatlığı etkili oldu ancak şu sert Memphis Grizzlies'i Russ olsa da eleyebileceklerini garanti edebilir misiniz? Pek düşünmüyorum...

*Burayı kısa geçeceğim eğer rekabet olmasaydı ve her şey kağıt üstünde bitseydi, büyük şehirler bünyesine kattığı büyük yıldızlarla şampiyonluğa ulaşsaydı Los Angeles Lakers ilk turda süpürülür müydü?

Daha play-off'lara ve özellikle normal sezona renk katan Denver Nuggets, Houston Rockets ve sakatlıklar olmasa muhtemel play-off adayı Minnesota Timberwolves'i saymıyorum.

Ayrıca ''NBA'de rekabet bitti'' sözünün şampiyonlukla ilgili olduğunun farkındayım. Bu fikrin ortaya çıkması da Miami Heat'in bu sezon rahatlıkla şampiyon olacağı öngörüsü üzerine kuruluyor. Ben sanmıyorum ama diyelim ki rahatlıkla şampiyon oldu:

Los Angeles Lakers ve Chicago Bulls'un kurduğu hanedanlıklardan sonra böyle bir durum ortaya çıkmadıysa şimdiki kurallarla rekabetin bitmesi artık çok daha zor. Emin olun ki bu ligde bir sezon olmasa ertesi sezon en büyük olarak gösterilen takımın karşısına dikilecek birileri çıkacaktır. Çok uzağa gitmeye gerek yok. İki sezon önce Dallas Mavericks bunu yaptı.

Gelecek sezonu düşünmekte fayda var: Derrick Rose'un döndüğü Chicago Bulls bir şampiyonluk adayı mıdır? Evet. Elimizde bir de Miami Heat var. Batı Konferansı'nda Oklahoma City Thunder gelecek sezon için bir şampiyonluk adayı mıdır. Bunun da cevabı belli. Henüz hiç bir takas, değişiklik yapılmadan net 3 tane şampiyonluk için aday var.

Dikkat edin daha San Antonio Spurs, Memphis Grizzlies, Los Angeles Clippers, Golden State Warriors ve nasıl hamle yapacağı henüz belli olmayan Los Angeles Lakers ve Boston Celtics'i saymadım. Şu takımlardan hangisi gelecek sezon finale çıksa çok şaşırdınız? 

Bunların üstüne Indiana Pacers, New York Knicks cap'inde iki süper yıldızı alacak kadar boşluğu bulunan Houston Rockets var. Eminim ki gelecek sezon başladığında 5-6  takım için şampiyonluğu kazanabilir diye konuşulacaktır. En azından bu takımların hedefi yüzük olacaktır. Ama sonunda biri kazanacak tabii ki. Yani rekabet dediğimiz olgu kendini gösterecek.

Bu kadar kalitenin ve 5-6 takımın şampiyonluk için oynayabileceği kaç tane lig var ki? En önemlisi de rekabeti nerede aradığınıza bağlı. Bu sezon şampiyonluk için evet Miami Heat yalnız kalmış gibi gözüküyor ama...

O kadar sakat oyuncuya rağmen 7 maçta Nets'i geçip öyle ya da böyle Heat'e zaman zaman sıkıntı çıkaran Chicago Bulls'u, Denver Nuggets'ı eleyip tecrübeli San Antonio Spurs'ün karşısına dikilen Golden State Warriors'u, rekabeti dibine kadar bünyesinde yaşayan Memphis Grizzlies'ı görmezden gelmek haksızlık olur... Bunlar ilk anda aklıma gelenler.

Ben hep yaparım. Haziran 20-27'si arası NBA biter. O andan sonra şöyle bir oturur nasıl bir sezon oldu, play-off'ta neler yaşandı düşünürüm, anımsamaya çalışırım. Yapın rekabeti de güzelliği de o zaman daha iyi hissedeceksiniz...

Sağlıcakla kalın...

7 Mayıs 2013 Salı

At Fav'a Bekle! (2014-2015)



California'da bugünlerde yapılacak en keyifli etkinlik -özellikle basketbolu seviyorsanız- sahilde güneşin batışını izledikten sonra soluğu Oracle Arena'da almak. Çünkü Golden State Warriors'ın maçları basketboldan alınacak hazzı en üst seviyeye taşıyor. Şunu da belirtmek lazım karşımızda sadece hücum edip göze hoş gelen bir ekip yok. Oyunun tamamında olmak istiyorlar. Daha vakit var ve biraz tecrübe lazım. Şayet planlamada çok büyük bir hata yapılmazsa ve şanssızlıklar yaşanmazsa 2 sezon sonrası için NBA'de yeni bir şampiyonluk adayımız var...



Bundan çok değil yaklaşık 13-14 Golden State Warriors radikal bir karar vererek taraftarların favori oyuncusu Monta Ellis'i takasla gönderip Andrew Bogut'u alıyordu. Bu hamleden sonra Başkanı Joe Lacob kendi salonları Oracle Arena'da takımın eski oyuncusu, Hall of Famer Chris Mullin'in forması emekli edilirken taraftarlar tarafından protesto ediliyordu...  Taraftarlara göre bu hamle yıllardır beklenen play-off özlemine daha fazla yılların ekleneceği yönündeydi.

Ancak yönetici ve koç Mark Jackson'ın planları çok farklıydı. Monta Ellis'i gönderip, koçun oyununa uygun bir uzun Andrew Bogut takıma katıldı. Liderlik tamamen Stephen Curry'e verildi. Yanına Klay Thompson, geçen sezonun sonunda draft edilen Harrison Barnes gibi oyuncular yerleştirildi. Bench'ten Jarret Jack takıma tecrübe getirdi, kendi de yeniden doğdu. Yarım sezonda yeniden yapılanma başarıya ulaşmıştı. Golden State Warriors sezon başında takımın en önemli dış savunmacısı Brandon Rush'ı sakatlık sonucu bu sezon için kaybetti, potayı savunması gereken Andrew Bogut'tan uzunca bir süre yararlanamadı. Üstüne David Lee'nin de sakatlığı eklendi. Böyle yazınca çok sıkıntılı bir sezon gibi göründüğünün farkındayım. Ama burada övgüler takımın koçu Mark Jackson'a gidiyor. Şu ana kadar verdiği her kararda sonuç aldı. David Lee'nin sakatlığından sonra ''Warriors'ın seriyi geçmesi artık çok zor'' yorumları yapılırken,  Mark Jackson ters köşe yapıp takımı 4 kısaya çevirdi. Sonra o yorumları yapanları (ben de dahil) tekrar terse yatırıp ikinci tura çıktı.

Büyük turnuvalarda ve play-off'larda zaten başarılı olan ve o saatten sonra yapacakları ekstraya girecek olan
takımları izlemek büyük keyif. Hele bu takım Golden State Warriors olunca. Aslında bu ekibi zevkli kılan en önemli etken ise Stephen Curry'nin git gide büyüyen oyunu. Hiç kuşkusuz yer yüzünde aktif basketbol oynayan en büyük şutör, bunu çalışarak başaramazsınız. Doğuştan verilmesi gerek. Sadece şut değil, inanılmaz bir pasör. Şut atmasın diye üstüne iki kişiyle çıkarsanız anında boş adamı buluyor. Size takımdaki diğer saf şutör Klay Thompson bu sefer cezayı kesiyor. Olmadı Jarret Jack topla beraber boyalı alana dribbling ediyor. Bu kadarla sınırlı değil köşede hiç de riske edilmeyecek bir Harrison Barnes var.

Mükemmel bir takım şu an için tek eksiklik tecrübe. Onu da kazandıkları açık. Spurs'e karşı oynadıkları ilk maç play-off tarihinin efsaneleri arasına girdi. 16 sayı farktan gelen Spurs maçı uzatmaya götürdü, ikinci uzatma sonucunda tecrübeli Spurs maçı kazandı. Warriors ise tecrübe kazandı. Kırılma anlarında başta Stephen Curry olmak üzere takımın daha çok toy olduğu net ortaya çıktı. Kimse ikinci yılında hemen San Antonio Spurs olmuyor. Daha bu serinin bitmesine en az 3 en fazla 6 maç var. Bunu izlemediyseniz diğerlerini kaçırmayın.

Golden State Warriors'un en büyük şansı süper yıldızı Stephen Curyy'nin önümüzdeki sezon alacağı para sırasıyla 9, 10, 11 ve 12 milyon $ olması. Şu haliyle bir çok takımdan maksimum kontrat alabilir. Cap'lari dolu, çok fazla hareket alanları yok. Çünkü Biedris ve Jefferson'un toplamda yaklaşık 22 milyon $ bir kontratı bulunuyor. Gelecek sezon için yapabilecekleri en iyi hamle Jarret Jack'i takımda tutmak olacaktır. Ancak 2014-2015 yazında Biedris ve Jefferson'ın kontratlarından kurtuluyorlar. Takımın çekirdeği, Stephen Curry, Klay Thompson, Harrison Barnes , David Lee kontratlar olduğu için kalacak. Bogut, Jack ve Brandon Rush'la da anlaşacaklarına inanıyorum.

Yani 2014-2015 yazında Curry-Klay Thompson- Harrison Barnes - David Lee - Bogut / Jarret Jack, Brandon Rush Ve cap'te olacak boşluk. Eğer doğru kullanılırsa daha doğrusu hata yapılmazsa bir süper yıldızı daha takıma katabilirler ya da bir kaç iyi oyuncuyu. Bu da demek oluyor ki gelecek sezon da tecrübelenecek bir Golden State Warriors, hem göze, hem ruha hitap edip hem de şampiyonluk adaylarından biri olabilir...

Son günlerin bilindik sözüyle ''At fav'a bekle''

Sağlıcakla kalın...

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Uzun Metraj Sonu Belli Olmayan Film...


Önünüzde: Rüya gibi başlayıp kabus gibi biten bir sezon, ağır sakatlık geçiren ve uzun süre oynamayacak olan bir süper star, hareket alanı neredeyse sıfır olan 78 Milyon $'lık bir cap (Howard hariç) ve tekrar şampiyonluğa oynatmanız gereken bir takım var...

Verilmesi gereken zor ve riskli kararlar ve senaryolar...

1. Senaryo: Gasol gider, Kobe eskisi gibi döner (Mike D'Antoni gider)
2. Senaryo: Gasol kalır, Kobe  eskisi gibi dönemez (Mike D'Antoni gider)
3. Senaryo: Gasol kalır, Kobe eskisi gibi döner (Mike D'Antoni gider)
4.Senaryo: Gasol gider, Kobe eskisi gibi dönemez (Mike D'Antoni gider)



.

Eğer Lakers'ın GM'i Mitch Kupchak senarist olsaydı ve 90-120 dakikalık bir film yazmak durumunda kalsaydı her şey daha kolay olabilirdi. Ama değil ve içinde bulunduğu bu durum gerçeğin ta kendisi. Görev ise bu gerçekten daha da ürkütücü: Müdahale edemeyeceği gelişmelere rağmen kontrolü tamamen elinde bulundurmak...  Lakin enseyi hemen karartmamak lazım çünkü ligde bu işin altından kalkacak biri varsa o da paragrafta özne olan kişinin ta kendisi: Mitch Kupchak...

Bense bu yazıda izlediğim filmin sonunu tahmin etmeye çalışan bilindik sinemaseverlerden birisiyim. Tabii her film izleyen birey gibi senaryoda olmasını istediğim gelişmeler de var: Mike D'Antoni'nin gitmesi gibi ya da olabilecek yeni durumlara dair neredeyse emin olduklarım: Howard'ın tekrar imzalaması gibi.. Temennim bu iki konuda ters köşe olmamak yönünde... En azından Howard'ın imzalayacağını temel alarak yukarıdaki 4 farklı değişkenle neler olabileceğini sürekli düşünüyorum. Şimdi de yazmaya karar verdim...

Lakers'ın gelecek sezonunu belirleyecek en kilit nokta Gasol olacak. Evet, Kobe de önemli ama emin olabildiğimiz bir şey var ki o da dönecek olması. Nasıl döneceği ise şimdilik muamma... Ve Lakers'ın geleceğini şekillendirecek adamın bu konuda elinden geleceği hiç bir şey yok...

Not: Birazdan okuyacaklarınız, Lakers gelecek sezon nasıl hamleler yapar yazısı değil, bana göre neler yapmalı yazısı, bu nedenle bolca takas ve spesifik çözüm yolları görebilirsiniz, şaşırmayın.

1. Senaryo: Gasol gider, Kobe eskisi gibi döner

Akla yatkın olabilecek bir senaryo bu. Kobe'nin 35 yaşında aşil tendonu sakatlığından eskisi gibi döneceği nasıl akla yatkın olur? Derseniz hak veririm. Orada biraz duygusalım. Ama başarırsa da Kobe olduğu için emin olun mantığa büründürmek kolay olacaktır. Gasol'u ben de çok seviyorum. Hem basketbolcu olarak hem de okuduğumuz kadarıyla kişilik olarak son 5 yılda her Lakerslı'nın o'na kanının ısındığını düşünüyorum. Ama sanırım artık olmuyor. Ve son senesinde 19 Milyon $'lık bir kontratın ne kadar değerli olduğunu hepimiz biliyoruz. Şayet Mitch Kupchak de bir hamle yapacaksa Gasol'un kontratı üzerinden gidecektir. Dwight Howard'ın imzalayacağını varsaydığımı tekrar hatırlatarak: Her senaryoda Lakers bundan sonra yapacağı hamleleri Howard'a göre yapmalı ve o'nun etrafında bir takım kurmalı. Çünkü Howard'la imzalamak en azından başka biri gelene kadar bu takımın Kobe'den sonraki lideri sensin demek oluyor. Saha içinde de yine o'na göre bir takım kurulması en mantıklı olanı.

Peki bu takım nasıl olmalı? Howard'ın bireysel anlamda ve takım olarak en başarılı olduğu yıla göz atmak lazım. Orlando Magic, NBA finaline çıktığı sezon, şutu olan ve top çevirebilen dört dış oyuncu ile içeride tek Howard'la oynuyordu. Açıkçası basketbolun da özellikle NBA'de takımların yavaş yavaş evrildiği sistem bu. Gasol'u takasla göndererek 2-3 iyi parça alınıp bu düzen kurulabilir mi? Evet kurulabilir. Ancak karar verilmesi gereken bir şey daha var ve ben de bu konuda arada kalıyordum.

Steve Nash  - Kobe* - yeni - yeni - Howard mı?

Transfer  -  Kobe* - yeni (MWP) - yeni - Howard mı?

Açıkçası ilk başta Steve Nash - Kobe arka alanına savunmadaki zaaflar nedeniyle pek de sıcak bakmasam da bu görüşümden bir şekilde kurtuldum. Çünkü: Daha sete set oyunun benimseneceği, sağlıklı bir Howard'ın olacağı ve 3 veya 4 numaralı pozisyonlardan en az birinin iyi, diğerinin ortalama üstü bir savunmacı olmasıyla bu zaafların aşılabileceğine inanıyorum. Yani bu senaryo gerçekleşirse elimizde şöyle bir rotasyon oluyor

Steve Nash - Kobe* - yeni - yeni - Howard / Steve Blake - Joddie Meeks - yeni - MWP - Antawn Jamison - Jordan Hill- Earl Clark

Yukarıda Gasol'un takas edilmesiyle gelişebilecek ana rotasyon bu şekilde olur ama özellikle bench nedeniyle yeterli olacağını sanmıyorum. İşte tam da burada amnesty kuralı devreye girebilir. MWP'nin 7 milyon $'lık oyuncu opsiyonu var ve bu parayı başka hiçbir yerden alamayacağı için opsiyonunu kullanmak isteyecektir. Bir mucize olur da kullanmazsa orası ayrı... Los Angeles Lakers, amnesty hakkını devreye sokarak yeni bir oyuncu almak için yer açabilir. Draft'tan da bulacağı ortalama bir genç oyuncuyla:

Steve Nash - Kobe* - yeni - yeni - Howard / Steve Blake - yeni - draft - Meeks - Jordan Hill / Antawn Jamison - Earl Clark

şeklinde bir rotasyonla bu senaryo en çok verim alınabilecek hale getirilir. İlk 5'teki iki yeni oyuncudan biraz önce yazdığım gibi en az birinin iyi, diğerinin ortalama savunmacı ve Howard'la oynanacak sistemde ikisinin de ortalama üstü birer şutör olması şart.

Bench'teki yeni gelen oyuncu ise mümkünse 2 ve 3 numara oynayabilen, ceza şutlarını sokabilecek birisi olmalı.  Tabii bu draft'tan gelecek oyuncuya göre de değişebilir. Sonuçta draft'ta pozisyonuna bakılmaksızın en potansiyelli oyuncuyu seçmek esas olmalıdır. Gerekirse Avrupa'ya göz atılması şöyle bir senaryoda yarar sağlar. Örnek vermek gerekirse: Knicks'e Prigioni'nin neler kazandırdığını hepimiz izledik...

Bu sistemde Mike D'Antoni başarılı olduğunu ispatladı. Ancak bazı koçluk reflekslerinin pek de verimli olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir takımla D'Antoni devam ederse büyük bir hayal kırıklığına uğramam... Denenebilir yine başarı gelmezse ilk fırsatta gönderilmeli... Benim temennim ise en başta söylediğim gibi hangi sistemle olursa olsun yeni sezona yeni koçla başlamak.

 2. Senaryo: Gasol kalır, Kobe  eskisi gibi dönemez

Böyle bir durumda, Lakers'ın kararı otomatikman aşağı yukarı aynı takımla yola devam etmek olur. Tek değişiklik MWP'de yaşanır. Çünkü artık tek özelliği olan savunma görevini bile tam anlamıyla yerine getirmekte zorlanıyor. Gasol'un takımda kaldığı bir senaryoda çok fazla hareket alanı cap'in doluluğu nedeniyle mümkün değil. Mitch Kupchak bu sebeple kararını Gasol'un kalması yönünde verir mi bilemiyorum.

Gasol'un kalması durumunda rotasyon şöyle şekillenir:

Steve Nash - Kobe* - yeni - Gasol - Howard / Steve Blake -Jodie Meeks - Draft - Antawn Jamison - Jordan Hill - Earl Clark

Açıkçası Kobe eskisi gibi dönemeyecekse Gasol'un kalması yararlı olacaktır. Çünkü Lakers'ın takımı sırtlayacak yıldız oyuncu statüsünde bir adamı şu durumda bulması imkansız. Yine böyle bir durumda yeni gelecek oyuncunun Kobe'nin daha fazla dinleneceğini varsaydığımız için zaman zaman onun da yerini alabilecek bir kapasitesi olması lazım. Bu durumda draft'tan seçilecek kişiyi de önemli kılıyor. Bu iki oyuncu için de yine savunma anlayışları ön planda olmalı. Ayrıca Avrupa'dan bulunabilecek oyuncunun önemi bir kat daha artacaktır.

Fakat en önemlisi bu rotasyon ve kadroya Mike D'Antoni'nin bir türlü vazgeçmediği sistemi kesinlikle uymuyor. Karar bu şekilde alınırsa hemen ardından D'Antoni ile yollar ayrılmalı. Nasıl bir koç gelmeli sorusuna ise 3. senaryonun sonunda yanıt var...

3. Senaryo: Gasol kalır, Kobe eskisi gibi döner

1. senaryo ile beraber tercih edilebilecek en iyi senaryo bu olur. Çünkü odaklanacak ve karar verilecek birkaç konu olur. Hazır bulunan çekirdeğin etrafını daha iyi güçlendirmek ve bu kadroyu en iyi şekilde kullanacak birini bulmak önem anlamında ilk sıraya oturacaktır. Böyle bir durumda yapılacak bir transferle MWP'yi ikinci 5'e almak mümkün. Ama zor. Hem düşük maliyetli hem de ilk 5'e oturacak biri nasıl bulunur bilemiyorum. Burada yine MWP yerine başka bir oyuncu düşünülebilir.

Yani ya;

Nash - Kobe*- yeni - Gasol - Howard / Blake - Meeks - draft - MWP- Jordan Hill / Earl Clark - Antawn Jamison

ya da 

Nash - Kobe*- yeni - Gasol - Howard / Blake - draft - yeni - Jordan Hill / Earl Clark - Antawn Jamison



Kobe sakatlıktan dönene kadar idare edilebilecek bir kadro anlayışı ön plana alınır. Bu sefer draft'ta pozisyonun önemi biraz daha artar ve 1-2 pozisyonlarında oynayabilecek biri düşünülür. Düşük bütçeli maksimum verim alınabilecek bir yeni transfere yoğunlaşılır. Bunlar altından kalkılabilecek durumlar.

Ama yine Mike D'Antoni'nin aklındaki sistemle bu kadronun uyuşması çok zor. Tıpkı 2. senaryodaki gibi koç değişikliği şart. Yine bu kadro için Phil Jackson ilk aday. Bu kadronun başına gelecek koç'un takımına geleneksel iki uzunla basketbol oynatmayı seven, sistemini buna göre kuran biri olmalı. Ancak Phil Jackson'ın üçgen hücum sisteminde Steve Nash gibi bir guard'ın normalleşmesi durumu söz konusu. Bunu da sezon başından planlanması gerek. Steve Nash'in de kullanılabileceği sistem bol P&R içeren bir hücum olmalı. Bu sefer radarlar bu oyunu benimseyen koçlara çevrilmeli. Bu durum yine ikinci senaryo için de geçerli olabilir



4.Senaryo: Gasol gider, Kobe eskisi gibi dönemez

Sanırım Lakers için en korkutucu senaryo bu olabilir... Böyle bir durumda, Gasol'un hangi oyunculara karşı takas edileceği önem kazanır.  Bu senaryonun en kötü tarafı; hem eskisi gibi dönemeyecek olan Kobe ile artık yaşı belli bir noktaya gelen Steve Nash'in arkasını doldurmak zorunda olmak hem de ilk 5'ten çıkan Gasol'un yerine yeni birini koymak olacaktır.

Gasol takasıyla en az 2 oyuncunun geleceğini düşünürsek (bu 3 de olabilir),  draft'ta ana rotasyonda kullanılabilecek bir oyuncu bulunması zorunluluk olur,  MWP'nin 7 milyon $'lık kontratının yerine yine 2 isim düşünülür.

Yani bütünlükleri bozdurmak temel olarak esas alınır.

Bu senaryoda takıma en az 5 oyuncu dahil edilmeli... Bunların ikisi Steve Nash ve Kobe Bryant'ın arkasında, onları dinlendirebilecek kapasiteye sahip olmalı. Maça enerji getirebilecek bir second unit Lakers'ın işine gelecektir. Diğer 3 oyuncudan birisini kesinlikle gelir gelmez ilk 5'e gözü kapalı yerleştirmek lazım. Bu da ya Gasol'un takasından gelecek biri olmalı ya da MWP'nin amnsety edilen kontratının yerine doldurulmalı. İlk 5'e yerleşecek oyuncu,  Howard'a alan açmak için iyi bir şutu,  Nash'in savunma handikapını belli oranda kapatmak için ortalama bir savunması olmalı. İlk 5'ten çıkacak MWP yerine ise savunma anlamında iyi, az çok ceza şutu özelliği olan biri aranmalı. Draft'tan da en potansiyelli oyuncuyu seçmek şart.

Bu senaryonun rotasyonu ise:

Steve Nash - Kobe* - yeni  - yeni - Howard / Steve Blake - yeni - Meeks- yeni - Antawn Jamison - Jordan Hill / draft - Earl Clark

Böyle bir durumda koç tercihinde ise geniş bir yelpaze var. Yine Mike D'Antoni ile devam edilirse şaşırmam. Edilmezse yeni gelecek koçun özellikleri; hücum anlamında P&R'yi temel olarak alan bir hücum sistemine sahip olmalı.

Benim şimdilik şu durumda aklıma gelen senaryo bunlar. Tabii farklı yol da belirlenebilir. Ancak kilit ismin Gasol olduğunu açık. Koç  ve oyuncu seçiminde özellikleri ve hangi sisteme uygun oldukları konusu belirleyici ama en önemlisi savunma planlarının olup olmaması. Son yıllardaki şampiyonlara bir bakın ya da final oynayanlara, neredeyse hepsinin -en kötü olanın bile- ortalama üstü bir savunma takımı olduklarını görürsünüz.

Açıkçası merakla ben de bekliyorum. Yazması kolay, asıl iş o oyuncuları bulmak diyen çıkarsa haklıdır. Gerçekten yazması kolay ama o oyuncuları bulmak zor ve bu bir bilgisayar oyunu değil. İşin içine karakterler de giriyor... Oyuncu seçimlerinin blog yazmak kadar basit olmadığının farkındayım... Ama ilk başta dediğim gibi bu işin altından kalkabilecek biri varsa o da şu anda Lakers'ın GM koltuğunda oturuyor.

Sağlıcakla kalın


1 Mayıs 2013 Çarşamba

Büyükler ve Küçükler Burada mı Ayrılıyordu?

Play-Off'lar başladıktan sonra ilk defa yazma imkanı buluyorum. Daha doğrusu bütün geceyi uykusuz geçirdikten sonra sabahın 07:30'unda beni yazmaya iten güzel bir sekans yaşandı. Ondan da en sonda keyif ala ala bahsedeceğim. Ama en baştan giriş yapmak gerekirse şimdiye kadar play-off'ta neler oldu, neler bitti aklımda kalanları anlatmaya çalışacağım fazla sıkmadan, kısa kısa...

Öncelikle play-off'ların beklenenin altında kaldığını kabul etmek lazım. Bunda sezon boyunca ortaya çıkan sakatlıkların çok büyük etkisi var tabii. Sadece iki seride kalite ve heyecan yüksek seviyede, bazılarında kalite olmasa da heyecan tavan yapabiliyor. Bazısında ne kalite var ne heyecan. Daha doğrusu bir tanesinde...

Doğu Konferansı'ndan başlayalım:

Brandon Jennings:'' Miami Heat'i 6 maçta eleriz''

Dwyane Wade'e sorarlar ''Brandon Jennings seri için böyle böyle dedi ilk duyduğunda ne tepki verdin?''

Dwyane Wade bir süre tepkisiz dururum ve ''that was my reaction, nothing...'' der...

Türkçe meali boş konuşmuş, onun için yorum yapmama gerek yok oluyor. Seri de zaten 4-0 bitti. Yanlış anlaşılmasın Brandon Jennings'in bir takımı eleyeceklerini söylemesini eleştirmiyorum. Ne oynadıkları belli olmayan bir takımın guard'ı olarak ( yani ne oynadıklarının belli olmamasının en büyük sebebi yine kendisi) söylediği şeye inanmamasını eleştiriyorum.

Hani bunu Indiana Pacers'tan bir oyuncu çıkıp söylese, derim ki geçeceklerine inanmış. Çünkü kendini biliyor, takımını biliyor, ne oynadığını biliyor, koçunu biliyor ve hepsine güveniyor. Ama Brandon Jennings...

İsterseniz siz bir bakın söylerken inanıyor mu? 59. saniyeden sonra Dwyane Wade'in tepkisi de eğlendirmiyor değil



Dediğim gibi bu seri üzerine konuşulacak çok fazla bir şey yok. Brandon Jennings ve Monta Ellis'in oyun anlayışlarının takıma nasıl zarar verdiği 3. maçta ortaya çıktı zaten. İlk yarıda biri 0, diğeri 1 sayı atmıştı ve sadece 7 şut kullanmıştı. Onların yerine pota altı oyuncuları Ersan ve Sanders çift haneli sayılardaydı ve maç kafa kafa gidiyordu. İkinci yarı ise yine aynı hikaye...

Miami Heat için güzel antrenman oldu deyip geçmek lazım New York Knicks - Boston Celtics serisine.

Bu sabaha karşı oynanan maçta Boston Celtics MSG'de kazandı ve seri 3-0'dan 3-2'ye geldi. Ben play-off'lardan önce Boston Celtics'in elense bile Knicks'i hırpalayacağını düşünenlerdendim. Ama ne yalan söyleyim (Murat Cemcir gibi) 3-0 olmasını beklemiyordum. Bildiğiniz gibi NBA tarihinde 3-0'dan dönüp de seri alan takım yok. Beyzbol ligi MLB'de yine iki şehrin takımı Red Sox ve Yankees 2004'te eşleşmiş. Boston şehrinin takımı Red Sox 3-0'dan dönüp seriyi almıştı. Burada da sürekli o efsane geri dönüş konuşuluyor. Acaba olur mu? diye. Ben hala Knicks'in avantajlı olduğunu düşünüyorum. Ama son yıllarda 3-0 geriye düşüp de seriyi çevirmeye en yakın takım olarak da Boston Celtics'i görüyorum. Çünkü böyle durumlarda kendinizde bulunmasını en çok isteyeceğiniz duygu inanç fazlasıyla mevcut Celtics'te.

İşin taktik yanları da tabii bunda etkili. Hücum anlamında (takım olarak) en kötü serilerden birisi yaşanıyor. Hem Celtics için hem de New York Knicks için geçerli bu. Ama Knicks'in durumu biraz daha pamuk ipliğine bağlı çünkü tamamen şutla yaşayan bir takım. Şutların çoğunu JR Smith atınca daha bir içi ürperiyor insanın. Dün ne Melo ne de JR Smith günündeydi. Böyle olunca Celtics yine kötü hücum etse de maçı kazandı. İki maç üst üste daha kötü şut atmazlar diye kimse garanti veremez. Ayrıca kırılma anlarında ve tansiyon yükseldiğinde Knicks bocalıyor. İş 7. maça kalırsa bunlardan bol bol olacak. Tabii diğer yandan Boston Celtics'in de çok problemi var. En belirgin olanı da ellerinde net bir guard yok. En güvendikleri yer olan savunma ise çatırdamış durumda. Ama heyecanlı bir 6. maça ''if neccesary'' çok daha heyecanlı, kemik sesli 7. maça şahit oluruz.

İlk videoda ''inanmak'' duygusuna vurgu yapmıştım. Şuraya tıklarsanız Brandon Jennings'in söylediklerine neden inanmadığını düşündüğümü anlamınız için yeterli olur. Çünkü o linkte gerçekten inanan bir adam konuşuyor.


Yukarıda ''ne heyecan var ne kalite'' diye bahsettiğim Indiana Pacers - Atlanta Hawks serisinden sizlere çok bahsedemeyeceğim çünkü

Çok fazla izleme şansı bulamadım. Yarım yamalak yani (izlesem de oturup size bu seriyi anlatacak bir yazı yazacağımı daha doğrusu yazabileceğimi sanmıyorum) kendi evinde birbirlerine üstünlük sağlayan iki takım görüntüsünde. Haliyle ev sahibi avantajı Pacers'ta olunca bir adım öndeler...

Ama bu seri içerisinde yaşanan bir durum çok dikkatimi çekti: 4. maçtı ve o gece Hawks-Pacers maçının dışında Brooklyn Nets-Chicago Bulls ve Houston Rockets - Oklahoma City Thunder maçları da vardı. NBA Başkanı David Stern gidip Hawks-Pacers maçını yerinde seyretti. Yani belki de play-off'ta görece en zevksiz en az ilginin olduğu seriyi... 10 kişiye sorsan hangi maça gitmezsin diye ilk verilecek cevabın olduğu yeri seçti Stern. Ben kendimce bunu adamların pazarlama mantığının çok küçük bir örneği olarak yorumladım. İlginin ligin sadece bir kaç takımına değil diğer takımlara da dağılmasının NBA'in geleceği anlamında ne kadar önemli olduğunun farkında. Hoşuma gitti yani...

Reklamlara da dikkat edin, aynı düşünceye sahip: Bir çocuğun karşısında bütün takımların yıldızları sıralanır ve o Atlanta Hawks - Minnesota Timberwolves maçını seçer! Sen, ben olsak ''usta Miami Heat-Oklahoma City Thunder oynasın, maç da Miami'de olsun sonra sahile ineriz'' derdik. En azından ben öyle derdim...

Doğu Konferansı'nda heyecanın tavan yaptığı seri: Nets-Bulls

Basketbol kalitesi çok yukarıda olmasa da heyecanın tavan yaptığı bir kaç maç izledik. Serinin dengesiz olacağını ve maç maç değişimler yaşanacağını öngörmek zor değildi. Bunda iki takımdan Nets'in iç-dış sahadaki değişimi ve Bulls'un savunmada çok efor sarf ettiği bir maçın ertesinde yaşadığı düşüşün etkisi var. Nets ilk maçı aldıktan sonra arka arkaya 3 maç kaybetti. Ama 4. maçta yaşananları sağda solda anlatsan ''deli lan bu'' dedirtecek şeyler yaşandı. Nate Robinson 4. maçın son çeyreğinde tam 27 sayı attı! Ve çoğu da yanlış tercihti. Thibs tüm çeyrek boyunca tam Nate Robinson'un kırılma anlarında verdiği yanlış karardan dolayı sinirden küplere binecekken ''oha bu da girdi'' diye düşünmüş olması muhtemel. O maçta Nate Robinson'ın gereksiz bir hücum faulle oyun dışı kalması da ayrı bir hikaye. 3 uzatma sonunda Chicago Bulls geriden gelip o maçı kazandı. Daha sonra Nets seriyi 3-2'ye getirdi. Şimdi seri Chicago'ya taşındı. Nets o'nu da kazanırsa avantajlı duruma geçer çünkü son maç kendi evlerinde. Şayet Nets Brook Lopez'in üzerinden oynarsa ki ilk maçta bunun ne kadar işe yaradığı görüldü avantajı eline alacaktır. Önemli olan bir başka konu da D-Will'in Bulls'un savunmasını zayıf taraflarını bulması gerek. Bire bir oyunları oldukça az kullanmak Nets adına çok kritik.

Bulls için söylenecek tek şey var: Derrick Rose dönecek mi? Döndü mü? Derken yine ellerinde kalan şey savunma. Seriyi istiyorlarsa savunacaklar!

Not: Dikkat Nate'in bir daha böyle oynama imkanı çok düşük, ona hafif bir fren lazım....

Nate Robinson seneye takım GM'leriyle görüşmeye giderken 4GB'lık bir flash disk'in içine şu videoyu koyup yanında götürür diyenler?




Rayting uğruna play-off'un en güzel yerlerini en sona bıraktığım doğrudur! Batı Konferansı'ndayız!

Burada 1-8 eşleşmesiyle değil de 2-7 ile yani San Antonio Spurs - Los Angeles Lakers'la başlamak istiyorum. Çünkü 1-8'e dair zevkli anılarım çok taze, o en sona...

Los Angeles Lakers için, transferlerle başlayan rüya, sezonun bitimi ''kabus sona erdi'' şeklinde oldu. Evet sakatlık bakımından inanılmaz şanssızlıklar yaşandı ama bu kesinlikle bahane değil. Ne takım kimyası vardı ne de bir umut ışığı. Seride ise sakatlıklar artık o kadar fazlaydı ki sezonun ilk başında Steve Nash-Kobe Bryant guard ikilisi sezonun sonunda Morris-Guodelock'a dönüştü... Lakers'la ilgili gelecek sezon ne olur ayrı bir yazının konusu ama Mitch Kupchak'in sert hamleler yapacağını düşünüyorum.

Seriye gelince her ne kadar Lakers'ın 2 maç alacağını söylesem de (sanırım gaza gelmiş olabilirim) Spurs çok ağır bastı. Aslında NBA muhabbeti yaptığım kişiler bilir, Spurs'ün Lakers'a en ters gelecek takım olduğunu söylerim. Çünkü basit olarak baktığında hücumda top dolaşımı ve boş şutu bulma konusunda Spurs uzmanken, Lakers işin savunma yönünde tüm sezon boyunca berbattı. Sonuç da zaten ortada. Hazır bu seriden konuşurken Spurs'ün ligde Miami Heat'i durdurabilecek tek takım olduğunu düşündüğümü belirteyim. Kısacası batı'dan final adayım Spurs...

Son olarak seriye dahil akılda kalan Tim Duncan'ın şu gülüşü oldu... (via SBNATION)

Howarddealwithit_medium


Bir de Antawn Jamison'un sözleri sezonu özetliyordu: ''Elinde bir çok oyuncu var ve onlarla nasıl oynayacağına dair birçok karar verebilirsin ama bir yolu seçip hep oradan gitmen gerekir''


Play-Off'ların en güzel iki serisinden biri olan Denver Nuggets - Golden State Warriors'tayız...

Bu seri hem göze hem ruha hitap ediyor... Stephen Curry gibi bir oyuncunun büyük ve sıra dışı oyununa da şahit oluyoruz. Açıkçası yazarak anlatmak zor bu güzelliği. Seri 3-2, Warriors önde ve 6. maç unutulmaz olabilir. Hem de Oracle Arena'daki muazzam atmosferde oynanacağını hatırlatalım...

Seride adeta iki koç arasındaki satranç maçına da benziyor. Başarılı ve başarısız olan hamleler de mevcut. David Lee'nin sakatlanıp sezonu kapatması belki de kırılma anlarından biri oldu. Çünkü Warriors'un koçu Mark Jackson, Lee yerine bir diğer 4 numara Carl Landry'i değil, guard Jarret Jack'i ilk 5'e yerleştirdi. Yani içeride bir uzun Andrew Bogut ve dört dış oyuncuyla devam etmeye karar verdi. Nuggets'ın bu hiç beklemediği hamle sonucu arka arkaya 3 maç aldı Warriors ve bir anda öne geçti. Tabii Steph Curry'nin epik performansları da etkili oldu. George Karl ikinci maçta bilinen takımıyla çıktı Warriors'un kısa 5'inin karşısına ancak savunmada büyük sıkıntılar yaşadı.

Koufos'la oynayan Nuggets'ın uzunlarının ayakları Warriors'un kısalarına yetişemedi. Çünkü 4 dış oyuncunun tamamı:

biri NBA'in en iyisi (Steph Curry) diğeri ilk 5'inde (Klay Thompson) diğer ikisi Jarret Jack ve Barnes olmak üzere iyi şutörler. En azından iyi attılar.

Bu 4 dış oyuncudan topu en çok elinde bulunduran Jarret Jack ve her ne kadar mükemmel şut özelliklerinden dolayı ortaya çıkmasa da Steph Curry' çok iyi birer pasör.

Yine bu 4 oyuncunun tamamı da boyalı alana topla drive edebilme özelliklerine sahip.

Elinizde bunlar olunca, Denver Nuggets'ın riskli topa baskı yapan savunmasını paslarla, şutla, P&R'ler sonucu ya kolay turnike ya da köşede çaprazda bekleyen boş adamlarla sayı üreterek aşabiliyorsunuz.

İkinci maçtan sonra George Karl takımı kısaltarak bence doğru bir hamle yaptı ama yine hücumu ön planda tuttuğu için bu sefer oyun Warriors'un istediği gibi şekillendi. 5. maçta ise Javale McGee'yi ilk 5'e alarak cidden iyi bir hamlede bulundu. Bu 5 hem Nuggets'ın alıştığı oyuna uygundu hem de savunma yapabilecek hızlı ayaklara sahip oldular. Seri de 3-2'ye geldi.

Ben Oracle Arena'da oynanacak 6. maçı aslında 7. maç olarak görüyorum. Nuggets kazanırsa 7. maçta kendi evinde turu geçer yok kazanmazsa sezon zaten burada biter.

O kadar yazdım kısaca anlatmaya çalıştığım şu seride en fazla iki maç daha oynanacak etrafınızda basketbol sevmeyen biri varsa izletin. Kesin çözüm...


Los Angeles Clippers - Memphis Grizzlies serisine geçiyorum! Kemik sesleri gelmeye başladı mı?

Bu seriyle ilgili geçen 3-2 olduktan sonra şöyle bir tanımlama yaptım: ''Sınırlı bir koçun çok iyi kadrosu karşısında çok iyi bir koçun rakibine göre daha sınırlı bir kadrosu'' nasıl?

Memphis Grizzlies kadrosu için sınırlı dediğime bakmayın, iyiler ama tek bir eksikleri var ve o da çok önemli: Elit bir şutöre sahip değiller. Karşısında Los Angeles Clippers'ın neredeyse her şeyi tam. İsterseniz kısa rotasyonuna şöyle bir uzaktan bakın.

İlk iki maçta Vinny Del Negro aslında hiç de kendinden beklenmeyen doğru bir kararla tempoyu sürekli zorladı. Yani oyunu istedikleri seviyede tutmayı başardı Clippers. Bunun sonucunda bu iki maçta düşük tempoda daha etkili olan Z-Bo maça dahil olamadı, Grizzlies sürekli dengesiz hücum etti ve böylelikle Clippers rakibin savunması tam oturmadan hücum etme fırsatı yakaladı. Zaten Memphis Grizzlies'in savunması yerini aldığında son 3 maç neler yaptığını gördük. Clippers ilk iki maçı zor da olsa kazandı. Del Negro'nun planı tutmuştu. Elinizde Chris Paul de olunca teoriyi pratiğe aktarmanın daha kolay olduğu açık. Seri Memphis'e taşındığında bu sefer oyun tam tersine döndü. Tempo düştü, Z-Bo hücuma katıldı, Gasol mükemmel oynadı ve en önemlisi Grizllies savunmaya dengeli döndü. Çok net söylemek gerekirse Grizzlies'ın sete set oyunda savunmada durduramayacağı takım yok.

Detroit Pistons'ın en son şampiyon olan kadrosundan bu yana bireysel savunma anlamında en iyi 5'e sahip Grizzlies. Bak tek tek yazıyorum

Mike Conley
Tony Allen
TyShaun Prince
Marc Gasol
Zach Randolph

Şöyle söyleyeyim Chris Paul'u adam değiştirerek savunduğunuzda Mike Conley varken Tony Allen geliyor ya da tam tersi oluyor. Hangisini tercih edersin karşında diye sorsan cevap veremezsin. Yani Grizzlies tempoyu istediği seviyeye çekince Los Angeles'taki de dahil 3 maçı da arka arkaya kazanmasını bildi.

İşte iyi koç ve sınırlı koç arasındaki fark: Del Negro tempoyu artırarak bir karar verdi ve tuttu. Takımı 2-0 öne geçti. Daha sonra Lionel Hollins bir hamle yaptı ve tempoyu kendi istediği seviyeye çekti: Takımı 3-2'i öne geçti. Yani seri içerisinde bir gelişme yaşandı iyi olan koç buna reaksiyon verdi, sınırlı olan ise hala beklemede eğer 6. maçta da değişiklik olmazsa sezon sonu Clippers'ın GM'inin gereken muhtemel reaksiyonu göstereceği kanaatindeyim...

Bir de 5. maçta şu yaşananı iki kez izlemenizi tavsiye ederim. İlkinde Tony Allen'ı takip edin, bakması, beklemesi, zıplaması ikincisinde Turiaf'ı...





Ve tüm gece uyumadan maç izleyip sabahına da yazıya oturmamın sebebine geldik: Oklahoma City Thunder - Houston Rockets serisindeyiz

Bu seri için söylenecek çok şey var ama ne Rockets'ın kötü savunmasından, ne Westbrook'un sakatlanmasının ardından yaşananlardan ne Beverley'den ne de Thunder'ın eğer geçerse bu turdan sonra neler yapabileceğinden bahsetmek istiyorum...

Tek yazmak istediğim Ömer Aşık!!!

Şöyle oldu Houston Rockets, Harden'ın muazzam oyunuyla maçı son çeyreğe kadar getirmeyi başardı. Fark 10-12 arası giderken Scott Brooks elindeki kadroyla yapamadığını şeyi başka türlü denedi. Ömer'e hack-a-Aşık yaparak.... Scott Brooks'un yeterli olup olmadığı hep tartışma konusu. Net konuşmak lazım yetersiz. Topu Durant'e verin o bir şeyler yapar kafası hakim. Şimdi tüm yük Durant'in sırtında. Top paylaşımı sıfır. Bu hack-a-x taktiğini  tamam Gregg Popovich de yaptı ve o da kabul edilebilir değil ama en azından basketbol adına ortaya bir şeyler koydu.... Brooks yapınca hiç çekilmedi. E bir de Ömer'e yapınca....

Neyse sinirle başlayan son çeyreğin ortası büyük zevkle devam etti. Çünkü Ömer 16'da 11 attı! Ömer attıkça Brooks'u gösterdiler, resmen Thunder değişerek Ömer'e faul yaptı! Ömer de tarihte hack-a-x'e karşı en iyi cevabı hem de play-off'larda verdi. Seri 3-0'dan 3-2'ye geldi. Biz de sabaha karşı bir kaç kişi büyük keyiflendik.

Hack-a-x  durumuna gelince ligi çok geliştiren David Stern seneye ayrılacak, gider ayak şu olaya da bir el atarsa büyük mutlu oluruz. Çünkü basketbol ruhuna bu kadar aykırı bir şey daha olamaz...

Yazıyı tamamlarken iki teşekkürüm var.

İlk olarak bu keyfi bize yaşattığın için çok teşekkürler Ömer!

İkinci teşekkür de maçı kaybetme ihtimaline karşı oyuncusunu kazanmak için Ömer'i oyunda tutan Houston Rockets'ın adam gibi adam koçu Kevin McHale'e...

Bir de şu uzun yazıya tahammül edip sonuna kadar gelenlere ve gelmeyenlere (onlar görmese de) büyük teşekkür ettim.

Sağlıcakla kalın...