24 Ocak 2014 Cuma

En Güzel Günüm Gecem...

Hayatta yaşanılan en güzel anlar planlanmadan gerçekleşmiştir. En azından ben, en keyifli dakikalarımı, saatlerimi ya da günlerimi böyle zamanlarda yaşadım. Bir basketbolsever olarak dün ve bugün, yine hiç beklemezken mükemmel saatlerin içinde buldum kendimi. Şayet siz de 24 Ocak akşamından 25 Ocak sabahına kadar basketbol izlediyseniz, benimle beraber aynı duyguları yaşadığınıza eminim. Çünkü öyle bir geceydi ki sanki basketbol tanrıları tüm gösteriyi bu sefer daha da bizim için hazırlamıştı...

Zaten böyle garip olayların, akıl almaz işlerin, abartılı rakamların ortaya çıkacağı son bir kaç gündür izlediklerimizle sinyallerini vermişti. Kevin Durant'in durdurulamaz hücumu 8 maç üst üste 30+ sayı atması, Lamarcus Aldridge ve Rudy Gay'in performansları.... Hepsi 24-25 Ocak günün habericisi niteliğindeydi ve düne gelindiğinde Anadolu Efes'te Planinic ilk sihiri yaparak bir anlamda tüm gerçekleşecekleri başlatan isim oldu...



N'aptın Planinic?

Arka arkaya alınan mağlubiyetlerle 9'da 0'la başladığımız Euroleague'de bu hafta işlerin farklı olacağı belliydi. Perşembe günü önce Fenerbahçe Ülker evinde Panathinaikos'u hemen ardından Galatasaray Liv Hospital da zorlu Almanya deplasmanında Bayern Münih'i yenmişti. Cuma akşamı ise sıra Anadolu Efes'teydi, rakip İtalyan'ların Armani Milano ekibiydi. Başabaş geçen mücadelenin son anlarında Anadolu Efes'in en büyük hastalığı yine hortlamış ve 8-0'lık seriyle geri düşmüştü. Maçın bitimine 3 saniye kala skor 59-58 Milano lehineyken rakip takımdan Langford çizgiye geldi. Serbest atışların ilki girdi ve skor 60-58 oldu. Zaten ne olduysa o andan sonra yaşandı... Langford ikinciyi kaçırdı, Planinic ribaundu aldı, 2 saniye süre kalmıştı ve kendi sahasından topu potaya gönderdi... Top havadayken, takım arkadaşı Vasiliadis kendisine pas vermediği için sitem edercesine iki elini yana açtı, maçı anlatan İsmail Şenol ''Planinic N'aptın'' dercesine ''Planinic'' dedi, ben evden direkt olarak, ''n'aptın Planinic'' dedim, Twitter'a tivitler düşmüştü bile, yurdun neresinde olursa olsun o şutu gören söylenmişti muhtemelen. Çünkü vakit varken iyi verilmiş bir karar değildi. Fakat ne demişti Behzat Amirim: ''yanlış yolda yürümek, doğru yolda beklemekten iyidir'' Planinic de öyle yaptı. Hissetti, yanlış olsa da o yolda ilerlemeye karar verdi, beklemedi... Ama işin asıl ilginç olan tarafı o şut karşı potaya gidene kadar bizim söylenecek vaktimiz vardı. Evet, mesafe o kadar uzaktı yani... Sonuç mu? Başta Vasiliadis olmak üzere, ben ve tüm o anda hayıflananlar söylediklerimizi yutmak zorunda kaldık da ne de güzel olmadı mı?




Planinic sihiri işte böyle yapmış ve Euroleague'de haftayı üçte üçle kapatmıştık. Ama bu basket yukarıda bahsettiğim gibi muhtemelen basketbol tanrılarını da harekete geçirdi ve etkisi bir başka kıtada, NBA'de büyüyerek ortaya çıktı...


24 Ocak'ı 25 Ocak'a bağlayan bir NBA gecesinde aslında beklenti çok da yüksek değildi. Karşılaşmalar kağıt üstünde normal geçebilecek bir durumdaydı, bireysel performansların da buna paralel oluşması beklenilebilirdi. Ama bir gecede yaşananları anlatsam inanmazdınız neyse ki teknoloji gelişti ve kanıtlarla geliyorum...




Florida'da Hareketli Ortam

Saatle 02:10'u gösterdiğinde NBA'de iki maç start aldı. Bilirsiniz Lakerslı olduğumdan diğer karşılaşmalar başlayana kadar Magic-Lakers'ın başına oturdum. Tüm gece sürecek bireysel gösteri Tobbias Harris ve Kendall Marshall'ın küçük şovlarıyla başladı. Evet, küçük diyorum çünkü onlardan sonra seyirci önüne çıkacak olanlar o kadar büyüdüler ki maalesef ki bu iki isim normalde gecenin yıldızları olabilecekken alt grup gibi kaldılar... Orlando Magic karşılaşmayı 114-105 kazansa da akıllarda daha çok bu iki genç adamın rakamları duruyordu... Tobias Harris 28 sayı ve 20 ribaundla düşen her topu topluyordu. Karşıda  Kendall Marshall ise her ne kadar dezavantajı olsa da balık gözü lensini yine takarak, en büyük özelliğini ortaya çıkarıyor, geniş saha görüşüyle 14 asistini yapıyordu. Yanına da 19 sayısını ekleyerek gösterisini güzel bir şekilde süslüyordu. Ve sahne artık diğerlenindi...





Philadelphia'da İki All-Star

Hemen hemen aynı saatte başlayan bir diğer maçta ise şovun sahipleri bu sefer aynı formayı giyiyordu. Toronto Raptors formasını... Philadephia'da oynanan Sixers - Raptors maçında Kyle Lowry ve Demar Derozan gecenin diğer parlayan ikilisi oluyordu. Maça damgasını vuran ikiliden Lowry, 18 sayı, 13 asist ve 10 ribaundla tripple double yapıyordu. Son günlerin formda oyuncusu Demar Derozan, son Mavs maçında attığı 40 sayıdan sonra bugün de 34 sayıyla oynuyor yanında 9 ribaundu da almayı unutmuyordu... Bu iki performanstan sonra Raptors tabii ki mücadeleden zaferle ayrılıyordu... Karşılaşma sonrası mikrofonlara şu eğlenceli röportajlar veriliyordu:

Demar Derozan (Kyle Lowry'den bahsederek): '' O bir all-star...''

Kyle Lowry (Demar Derozan için): ''O bir all-star...''

Amir Johnson: ''bu adamların ikisi de all-star...'' 

Güzel takım, izlemeye devam edin derim....





Merhaba NBA, Ben Mirza!

2012'de Avrupa Basketbolunu sevenlerin üzüleceği, NBA severlerin ise mutlu olacağı bir gelişme yaşanmıştı. Avrupa'da zamanın en iyi basketbolcularından birisi Mirza Teletovic artık kariyerini ABD'de devam ettirme kararı almıştı. İlk sezonunda çok az süre alan Teletovic, acaba Avrupa'ya geri dönecek mi sorularını kesin bir dille yanıtlamıştı: ''hayır dönmeyeceğim''...  Bu kararlılık benim gibi bir NBA izleyen insanı da sevindirmişti. Ancak bu sezonun başları da bir öncekinden çok farklı değildi. Yavaş yavaş ben de acaba dönse mi diye düşünmeye başlıyordum. Çünkü herkes gibi  Mirza Teletovic gibi bir yeteneği izlemek istiyordum... Fakat sezon içinde takımda yaşanan sakatlıklar derken Mirza yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı. Ben ve benim gibiler tebessümle bu performanstan mutlu oluyorduk... Ta ki Nets'in Mavericks karşısında oynadığı maçta Mirza Teletovic oyuna girip altı dakika içerisinde 6'da 6 üçlük atana kadar! Bu saatten sonra mutluluk tebessümleri, heyecanlı kahkahalara dönüşüyordu... Mirza tıpkı ortama ilk girdiğinde soğuk, utangaç ama alıştıktan sonra durmayan tipler gibiydi... Dün gece hiç durmadı, sürekli attı ve 11'de 7 üçlükle 34 sayıyı bir çırpıda gönderdi. Galibiyetin baş mimarı oldu. Maç bittiğinde ise NBA de bizim bildiğimiz gerçek Mirza Teletovic'le tanışmıştı...





Mirza Teletovic kendini tanıtırken, tamamen doğruları yapıyordu tek bir şey dışında. Maalesef yanlış geceyi seçmişti. O Brooklyn'de seyircileri büyülerken hemen çok yakınında New York'ta, Madison Square Garden'de gecenin en görkemli performansı sahneleniyordu! 



MSG'nin Yeni Kralı!

Carmelo Anthony ligin iyi savunma takımlarından biri Bobcats karşısında maça iyi başlamıştı. İlk başlarda tüm gözler Barclay Center'da Mirza'nın üzerindeyken MSG'den haberler yavaş yavaş gelmeye başlamıştı, Melo ilk çeyreği 20 sayıyla bitirmişti. İlk yarının bitimine 6 dakika kala 30 sayıya ulaştığında ise artık hepimiz New York'taydık. Çünkü her zaman büyük bireysel performansların sergilendiği bu basketbol mabedinde yine benzeri yaşanacağı kesin gibiydi. Ama bilemedik. Çünkü en iyisi yaşandı! Carmelo Anthony ilk yarıyı tam 37 sayıyla tamamladı. Maç artık 20 sayılı farklardaydı ancak artık başka bir merak başlamıştı: Carmelo kaç sayı atacaktı? 

Gömülü resim için kalıcı bağlantı

Bu salonda daha önce yukarıdaki tablodaki performanslar yaşanmıştı. Carmelo 3. çeyrek sona erdiğinde 1985'te Bernard King'in, 1995'te Michael Jordan'ın MSG'de attığı 55 sayıları geride bırakmıştı! Son çeyrekte ise amaç yine Bernard King'in 60 ve Kobe'nin 61 sayısını geride bırakmaktı. Zaten artık kesinleşmiş gibiydi. O an geldiğinde, Melo 62. sayısını bulduğunda maçın bitimine 7 dakika vardı. Bernard King'in de içinde bulunduğu tüm MSG yeni krallarını kenara gelirken ayakta alkışlıyordu!  




Carmelo Anthony 62. sayısını atıp hem kariyer rekorunu, hem franchise rekorunu hem de MSG atılmış en yüksek sayı rekorunu kırıyordu... Ve benim de aklıma bir kaç yıl önce New York Knicks'in ünlü taraftarı Spike Lee'nin oynadığı reklam geliyordu... Spike Lee bu reklamda Bernard King'in 1984 yılındaki 60 sayısını anlatıp ''gelecek ismin kim olduğunu bilemezsin'' diyordu ve bir anda Carmelo'nun büyük bir resmi ortaya çıkıyordu ... Yani kısaca reklam dün gece gerçekleşmişti...




All Hail The King!




Patty Mills'e Giriş Yasak!

Tüm bunlar yaşanırken Atlanta'da Hawks-Spurs maçında Patty Mills ilginç bir deneye imza atıyordu. Spurs'ün büyük farkla mağlup ettiği Hawks maçında Patty Mills 18 sayıyla oynadı hem de 7'de 6 üçlük atarak! Bu etkileyici bir gecenin rakamları. Ancak bence Mills bir şey deniyordu ve sanırım başarılı da oldu!

Gömülü resim için kalıcı bağlantı


Bir nevi Gregg Popvich cezası olsa gerek? Benim aklıma başka bir şey gelmedi. Ya da Spurs'ün kusursuz top paylaşımı sonucu bulunan boş üçlükler de olabilir....

Unutmadan bu karşılaşmada Kyle Korver, üçlük atma serisini 110 maça çıkardı. Zaten böyle bir gecede böyle bir serinin sona ermesi ihanet gibi olurdu! Ayrıca Tim Duncan'ın da 17 sayı 16 ribaund maalesef seviye çok yukarıda olduğu için hiç konuşulmadı bile...



En Büyük Benim!

Aynı saatlerde oynanan Pistons - Pelicans karşılaşmasında ilginç ve yine çok acayip olmasına karşın gölgede kalan bir performans sergileniyordu Drummond tarafından... Sahadaki Monroe, Josh Smith, Anthony Davis gibi ligin en atlet adamları varken ve pota altı da bu kadar kalabalıkken ribaundların paylaşılmasını beklersiniz. Ancak Drummond dün gece o anlamda çok bencildi, tam 20 ribaund topladı ve ''en büyük benim'' dedi. Yanına 21 sayısını ekleyerek gecenin bir başka 20-20'sine imza attı! Ancak o saatlerde herkesin gözü biraz önce de dediğim gibi MSG'deydi. Karşılaşmada Pistons'ın üçüncü çeyrekte 30-4'lük bir seri yakalamasına rağmen mağlup olması hiç de ilginç değildi! Çünkü onlar Detroit Pistons'tı...

Eric Gordon da Pelicans'a maçı böyle getiriyordu...






Chandler ''The Straight'' Parsons

Tüm bu hengameden sonra Teksas'ta Houston Rockets - Memphis Grizzlies maçında bir adam ortaya çıktı. Bu adam ne James Harden, ne Dwight Howard ne de Marc Gasol'dü... Chandler Parsons'ın ta kendisiydi ve bu gece uzun menzilli çalışıyordu... Parsons, Grizzlies potasına 34 sayı göderiyordu, garip olanı bu 34 sayıyı içinde tam 10 üçlük yer alıyordu biraz daha garip olanı ise bu 10 üçlüğü sadece ikinci yarıda buluyordu. Durun! daha en garibini söylemedim... Parsons bu 10 üçlüğün tamamını arka arkaya hiç kaçırmadan atıyordu... İlginç bir gece olduğunu yazının en başında söylemiştim... Bu üçlük bombardımanı takımının kazanmasını sağlamıyordu ancak Parsons, Robert Horry'i geride bırakarak, tek maçta Rockets tarihinin en çok üçlük atan oyuncusu olmayı başarıyordu...






Batı'nın Yeni Adamları...

Dün All-Star ilk 5'leri açıklanmış ve Batı Konferansı'nda Kevin Love ve Steph Curry kariyerlerinde ilk defa 5'te başlayacaklarını öğrenmişlerdi. Zaten böyle olağanüstü işlerin yaşandığı bir gecede Minnesota Timberwolves ve Golden State Warriors karşı karşıya geliyorsa, olağan şüpheliler belliydi... Evet, Curry ve Kevin Love! Ancak maç onların bireysel performanslarından da güzeldi. Kevin Love geceyi 26 sayı 14 ribaund, Steph Curry ise 33 sayı 15 asistle tamamlamıştı. Düşünün, maç o kadar güzeldi... Sonuç olarak Minnesota Timberwolves 121-120'iyle (uzatmasız) çok önemli bir galibiyet aldı bunu getiren ise Kevin Martin oldu...





Nur Topu Gibi Bir Süperyıldız

Bu sezon sadece bir defa iki kez arka arkaya kaybeden Indiana Pacers bunu tekrar yaşamak istemiyordu. Rakip ise çıkışta olan Sacramento Kings'ti. Ancak çıkışın başrolundeki iki isim sakatlığından dolayı oynayamıyordu. Rudy Gay ve Demarcus Cousins. Ancak dedik ya çılgın bir geceydi ve bu sefer çıldırma sırası Kings'in iki guardı Marcus Thornton ve Isaıah Thomas'taydı. Thornton ligin açık ara en iyi savunma yapan takımına ilk çeyrekte tam 22 sayı atıyordu! Maç bittiğinde Thornton'un tam 42, Isaıah Thomas'ın ise 38 sayısı vardı. Bir başka gece olsaydı ertesi gün bu iki adamı konuşuyor olabilirdik. Ama bu maç için ön plana çıkan yeni süperstar Paul George oldu. 36 sayıyla oynadı George yanında 5 de ribaund çekti ama şu yaptığı tüm rakamları bir anda gölgeye itiverdi, o da gecenin büyüsüne ayak uydurmuştu...



Evet, Paul George en kritik anda sahneye çıkıp 4 sayılık bir oyunla maçı eşitleyip uzatmaya götürdü, arından takımının Suns sonrası ikinci bir mağlubiyet almasını engelledi. Kısaca Planinic mucizesiyle başlayan basketbol şöleni Paul George mucizesiyle sona ermişti....



Planinic'in maç kazandıran şutundan Paul George'un yarattığı 4 sayılık oyuna kadar arada yaşananlara şahit olmak bir basketbolseverin en çok mutlu olacağı zamanlardan biridir.. Eğer siz de onlardan biriyseniz şanslısınız... Değilseniz elimden geldiğince bu çılgın geceyi anlatmaya çalıştım... Ancak ne yapın ne edin bu gece yaşananları bir izleyin ve son olarak da 25 Ocak 2014 tarihini bir yere not edin.

Sağlıcakla kalın...










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder