Yüzlerce basketbolcu izledik,
yüzlercesini anlattılar, dinledik. Kimisinin 100 sayısını okuduk, kimisinin 81
sayısına bire bir şahit olduk. Bazıları ise yer çekimine meydan okudu şaşırttı.
Geriye dönüp baktığımızda o kadar fazla ki anlatılanlar, izlenilenler… Peki
sahadayken yanındakileri bir noktadan alıp çık(A)bileceği seviyenin de üstüne taşıyan kaç oyuncuya tanıklık ettik? Zekanın
üstünlüğünü dikte ettiren kaç oyuncuya? Eğer ilk akla geliyorsan bu konuda en
iyisisindir. Daha doğrusu Stephen John Nashsindir. Yani nam-ı diğer Steve Nash.
Güney Afrika, Johannesburg’da dünyaya
geldi Stephen. Daha sonra ailesiyle beraber Kanada’da yaşamını devam ettirdi.
Steve Nash, ilk başta profeyonel futbolcu olan babasından (John Nash)
etkilenerek yeşil sahalara merak saldı. Bu durum Lise döneminin ilk yıllarına
kadar sürdü. Zaten az çok NBA’e meraklıysanız Steve Nash’in futbola olan
yeteneğinden de haberiniz vardır.
Nash'in futbola olan yeteneklerini görmek için 2005 smaç yarışmasını izlemek de fayda var. Not: Çok da iyi bir smaç yarışması olmuştur.
.
Spor için yaratılmış bu bünye
futbol dışında buz hokeyi, lacrosse ve rugby’e de el atmıştı. Ancak her şeyin
farkında olan bir tek annesi vardı. 8 yaşında oğlunu bir basketbol turnuvasında
izleyen Jean Nash ‘’Her zaman onun NBA’de oynayacağını ve bir yıldız olacağını
düşünmüştüm’’ der. Nitekim haklıdır da. Ancak Steve Nash, söylediğim gibi lise
döneminin ilk yıllarına kadar başka sporlarla daha çok uğraşmıştır. Belki de
onun bu denli muazzam bir oyuncu olması, farklı mecraları tecrübe etmesinden geliyordur.
Asıl soru: Hangi yaptığı spor Nash’in bugünkü oyununa ayna tutmuş olabilir?
Futbol? Rugby? Buz Hokeyi? Elbette hepsinin yansımaları mevcuttur. Ancak onu en
iyi anlatan hiç şüphe yok ki lisede 3 defa kazandığı satranç şampiyonluğudur. Bu
denli gösterişten, atletizmden uzak ve büyük oranda zekaya dayanan basketbolunu
izledikten sonra 3 satranç şampiyonluğu kazandığını duymak taşları yerine oturtuyor
aslında. Lise döneminin ortalarından itibaren basketbola bir daha
bırakmamacasına sarılır Nash. Fizik olarak dezavantajları da yok değildir. Lisedeki
koçu Hyde – Lal’le birlikte ülkenin önemli kolejlerine basketbol bursu için talepte
bulunurlar. Arizona, Duke, Indıana, Maryland gibi okullarından hiç biri onu
kabul etmez (Nash, hala ret cevabı
aldığı mektupları bir kutuda sakladığını söyler). Başvurdukları okullardan Santa
Clara’nın Yardımcı Koçu Scott Gradin,
Steve Nash’in maçlarından oluşan videosunu izledikten sonra büyük bir kahkaha
patlatır.
Scott Gradin daha sonra o
kahkahasını : ‘’ Ret cevabı veren kolej
koçları Nash’in maç videolarını
izlediklerinde büyük bir ihtimalle onun mükemmel oyunu karşısında gözlerine inanamadılar. Bunun yanıltıcı olduğunu düşünüp onun sadece
güçsüz savunmasını gördüler. Bu da beni kahkahalara boğdu. Çünkü oyunu domine
edebiliyordu. Kimse onu tutamıyordu. Herkes parkenin üzerinde
yerlerdeydi.’’ Şeklinde açıklar.
Gradin, Steve Nash’in videolarını
diğer yardımcı koç Davey’e götürür. O da vakit kaybetmeden Vancouver’a gider.
Nash’in St. Michael’in şampiyonluğuna nasıl liderlik ettiğine tanık olur.
Muazzam oynamıştır. Koç Davey onun Santa- Clara için ya da herhangi bir başka
okul için yeterice iyi olduğunu anlamıştır.
Santa – Clara dönemi ise Steve
Nash için tam bir rüya gibi geçer. İkinci yılında takımı WCC’de (West Coast
Conference) 12 galibiyet – 2 mağlubiyetle ligi ilk sırada bitirirken Nash sayı
ve asist ortalamalarında lig lideri olur. Takip eden yıllarda bu ve buna benzer
başarılarla adından söz ettirmeyi başarır. Artık mezuniyet zamanı gelir. Show
Time Lakers’ında forma giymiş Kurt Rambis’in de bulunduğu okul tarihinde ilk
kez birinin forması emekli edilir.
Ve formanın arkasında ise Nash
yazar.
Lisede takımının lideridir,
Kolejde de aynı şekilde. Peki ya ışıkların en yoğun olduğu yer NBA? Herkesin
daha güçlü, daha hızlı, daha iyi olduğu NBA’de yine bir geminin dümenine
geçebilme imkanı bulacak mıdır?
96 yılında Phoenix Suns
tarafından 15. Sırada draft edilir Steve Nash. İlk yılında NBA’de süre alması
oldukça güçtür. Çünkü takımın birinci guardı ligin gelmiş geçmiş en iyilerinden
biri olan Jason Kidd, ikincisi ise Sam Casseldir. Kısacası Phoenix onu 3. Guard
olarak düşünmüştür. Kevin Johnson’un mentorluğunda 1 sezon geçiren Nash oldukça
az süre almıştır. Lisede ve kolejde oynadı takımların lideri olmaya alışmış bir
adamın NBA’de ilk sezonunda bu denli az süre alması nereden bakarsanız bakın
psikolojik açıdan zor olsa gerek. Nash
değil de başkası olsa o zamanlardan sağlam bir şekilde çıkıp bugünlere gelebilir
miydi emin değilim. Bunu başarmasındaki
etken ise herkeste olmayan ancak onda dibine kadar bulunan iki şeye sahip
olması olabilir: Büyük basketbol yeteneği ve bir o kadar küçük ego…
Belirtmeden geçemeyeceğim: O
nasıl bir guard üçlüsü: Jason Kidd, Steve Nash, Sam Cassel…
1998-99 sezonunda Dallas
Mavericks, Don Nelson önderliğinde yeni bir yapılanmaya gitmiştir. NBA’de açık saha oyununun en sadık temsilcisi Nelson’un
kafasındaki guard bellidir. İkinci sezonunda Suns’ta dakikaları oldukça artsa
da takasla Teksas’ın yolunu tutar. Artık ruhundaki liderlik özelliğini
kullanabileceği bir ortamdadır. Nash, genç yetenek Dirk Nowitzki ve Michael
Finley’le birlikte Mavericks’teki üçüncü yılında, gelmeden önce dibe vuran takımı 13 sene sonra tekrar
play-off’lara taşımayı başarır. O dönemlerde beraber oynadığı İki kişiden:
Michael Finley : ‘’ Nash’in ilk
amacı her zaman takım arkadaşlarını oyunun içinde tutmaktır’’ der.
Dirk Nowitzki’yse o günlerle
ilgili olarak ‘’ ABD’ye ilk geldiğimde
evden dışarıya adım atmıyordum. Sürekli Almanya’yı arıyordum. Sadece Nash
burayı evim gibi hissetmemi sağlayan kişiydi. O kesinlikle benim en yakın
arkadaşımdı’’ sözleriyle onun kendisi
için önemini anlatır.
Liderliğin, sadece parke üzerinde
takım arkadaşlarını oyunun içine sokmaktan, yönetmekten değil,
aynı zamanda dışarıda da onları hayatın içinde tutmaktan, orada da asist
yapmaktan geçtiğini anlatır bana yukarıdaki iki farklı insanın iki farklı ama
aslında aynı sözleri…
Dallas Mavericks’te geçirdiği 6
yılın ardından Nash’in Phoenix Suns kariyeri tekrardan start alır. 98’de
ayrıldığı Arizona’ya döndüğünde artık birinci adamdır. Zaten ikinci Phoenix
macerasında nasıl büyük bir oyuncudan bir efsaneye dönüştüğünü burada
kelimelerle anlatmanın ne kadar zor olduğunu herkes bilir. Bu dönemde Nash 2
kez arka arkaya NBA’de normal sezonun
MVP’si olmuştur. Evet bir oyuncunun alabileceği en değerli ödüllerin başında
gelir bu. Ancak benim için onu en iyi anlatan: Aynı dönemlerde takım arkadaşı Boris Diaw’ın ‘’En
çok gelişme kaydeden oyuncu’’ olması diğeri ise başka bir takım arkadaşı Barbosa'nın ‘’en
iyi 6. Adam ‘’ ödülünü alması olmuştur her zaman. Kid Canada, o yıllarda Suns’ı Amare Stoudemire ve
Shawn Marion’la birlikte batıda play-off’un gediklilerinden biri hale getirir. Aslında Nash’in
zirve yaptığı o dönemler ben de pek de iyi hatıralar bırakmamıştı.
Eğer Az çok Los Angeles Lakers’a benim gibi
gönül verdiyseniz ne demek istediğimi anlardınız. 2005-06 ve 2006-07
sezonlarında iki takım play-offlarda eşleşmiş bu iki sezonda da Phoenix Suns
tur atlamayı başarmıştı. Nash tabii ki başroldeydi. Ama oyununa anlam vermek benim
açımdan o kadar güçtü ki… Kobe Bryant’ın , T-mac’in, Allen Iverson’un vs…
diğerlerinin gösterdiği olağan üstü performansları bir yerde idrak edilebiliyordum.
Çünkü bu adamlar o performansları sergilerken o kadar güç işlerin altından
zorluklarla kalkıyorlardı ve bununla beraber her şey anlam kazanıyordu. Ancak
Nash’in, aynı şeyleri gerçekleştirirken o kadar kolay ve basit göstermesi… İşte
her zaman anlam veremediğim, büyülendiğim nokta tam da burası olmuştu.
NBA tarihinde bir maçta en çok
asist (30) yapan oyuncu olan Scot Skiles onun oyununu özetliyordu adeta ‘’Bir
maçta belki 30 asist yapmaz ama 14 asisti rakibi bitirir’’
Kısacası Nash’in dünyasında her
şey basittir. Basit olan her şey de iyidir…
Steve Nash, artık 38 yaşında.
Hala takımının beyni. İki yıl daha oynayabileceğini de eklemekten kaçınmıyor.
Geçtiğimiz takas döneminde adı şampiyonluk favorilerinden bazı takımlarla
anıldı. Koç Alvin Gentry, onun takas olmakta özgür olduğunu bu konuda gerekli
kolaylıkları yapacaklarını da belirtti. Kabul etmedi, Suns’ta kalmayı tercih
etti. Verdiği bu kararın sonucunda belki
de hiçbir zaman bir şampiyonluk yüzüğü olmayacak, sonuna kadar hak etse de
şampiyonluk sevinci yaşayamayacak.Peki bunun olmaması Nash’ten herhangi bir şey
eksiltecek mi? O yine Suns formasını giyip parkeye bastığında hepimizi büyüleyecek,
dışarıda ise birilerinin yardımına koşacak. İster takım arkadaşı olsun ister
olmasın. Tam bir lider gibi herkesi akışın içerisinde tutacak. Hem içeride hem
de dışarıda.
Oğlunu 8 yaşında izlediğinde NBA’de
yıldız olacağını söyleyen anne Jean Nash
ise benim bu kadar yazdığım yazıyı tek
cümleyle özetler…
‘’Onun NBA’de yıldız bir oyuncu
olmasından dolayı guru duyuyorum ancak kişiliği beni daha çok gururlandırıyor’’




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder