Blog’da bugüne kadar hep basketbol üzerine yazmaya çalıştım.
Sonra durduk yere içimde filmlerle ilgili yazma isteği oluştu. Az çok film
izlerim ve okulunu da okuduğum için ister istemez bir kaç şey kaptım. Kısacası
eldeki kısıtlı imkanlarla bu işe girişmeye karar verdim. Buraya düşecek ‘’eleştiri
yazıları’’ da genelde vizyon filmleriyle ilgili olacak. Yani öyle çok sanatsal ağırlıklı
filmler üzerinde durmak istemiyorum. Neden ilk film John Wick diye sorarsanız,
bir nedeni yok, sadece karar verdiğimde izlediğim ilk film buydu. Sonuç olarak
durum böyle, neyse artık filme geçebiliriz.
Not: İzlemediyseniz okumayın spoiler’lar var sonra
küfür yemeyelim…
Yanlış adama çattılar, sıkıntı büyük...
Başrolünü yaşlanmayan aktör –kendisi 50 yaşında ve vampir
olduğu yönünde kuvvetli iddialar var- Keanu Reeves’in oynadığı John Wick’in konusu
temelde klasik, intikam alma filmlerinden birisi. Bu tarz çoğu filmde
baş karakterin ailesinden birine zarar verilmesi sonucu girdiği mücadeleler anlatılır. Burada John Wick’i harekete geçiren köpeğinin Rus mafya
liderlerinden birinin oğlu tarafından öldürülmesi. Ancak bu işi yapanlar ‘’sadece
bir köpek’’ deyip geçiştirse de durum hiç de öyle değil. Çaresiz bir hastalığa
yakalanan John Wick’in karısı, sonucu bildiği için öldükten sonra kocasına
gönderilmek üzere bir köpek alıyor. John Wick duygusal mektupla birlikte gelen
köpeği daha doğrusu Daisy’i karısıyla bütünleştiriyor. Devamında ise kahramanımızın arabasına göz diken bir grup mafya üyesi John Wick'in evine girip hem köpeği öldürüyor hem de
arabayı çalıyor. Söylediğim gibi film de zaten bundan sonra kopuyor ya da
başlıyor diyelim…
Klasik bir senaryo olsa da onu kendi türlerinden daha
iyi yapan önemli noktalara sahip. Bu farkların da ortaya çıkmasındaki etken de ilk yönetmenlik deneyimi olmasına rağmen Chad Stahelski.
Çünkü Stahelski, Hunger Games, Hunger Games. Catching Fire, Scherlock Holmes,
Iron Man 2, Die Hard 4.0, Spider Man 2, Matrix Reloaded ve Revolutions filmleri
gibi bir çok filmin aksiyon, yakın dövüş sahnelerinde koordinatörlük yapmış bir
isim. Kendisi de kick-boksçu olan Stahelski hem bu projelerdeki tecrübelerini
hem de gençliğinden gelen hünerlerini filme çok iyi aktarmış. John Wick’in aynı türdeki
diğer filmlere göre öne çıktığı en dikkat çekici yerlerden biri kesinlikle yakın dövüş ve çatışma
sahneleri. Aksiyon sahnelerinin çoğunda silah kullanılmasına rağmen çatışmaların tamamında tarafların arasındaki mesafeler çok yakın ve harika koreografiler var. Tıpkı yakın dövüş
sahnelerinde olduğu gibi... Zaten Keanu Reeves ve Chad Stahelski’nin beraber son
buluştukları proje Man Of Thai Chi. Bu filmde Reeves başrol oynarken
Stahelski ise Martial Arts denilen dövüş türünün ki konu bunun üzerineydi
koreografilerini yapmış. Zaten John Wick’te de Martial Arts’tan ara sıra bazı bölümler
görmemiz mümkün.
Chad Stahelski’nin altından başarıyla kalktığı diğer bir iş
kamerasını yani açıları aksiyon sahnelerinde çok iyi kullanması. Ayrıca aynı türdeki filmlerde çok rastlanmayan görsel anlatımlar da bulunuyor.
Örnek verecek olursak,
Karısı öldükten sonra yüzüğünü hala takması,
Bardağını hala aynı yerde tutması ona olan bağlılığını anlatıyor.
Karısıyla evlendikten sonra eski karanlık günlerini geride bırakan kiralık katil John Wick'in düzenli bir hayatı olduğu her sabah saat 06:00'da alarmı susturmasıyla resmediliyor
Fakat karısından kalan tek şey olan Daisy'nin öldürülmesi ve tüm içindeki nefreti dizginlediği yer olan arabasının çalınması her şeyi yıkıyor. John Wick artık eski karanlık günlerine dönüyor ve düzen bozuluyor. Son olarak alarmı 06:19'da susturuyor ve bu da düzenin bozulduğunun işareti.
John Wick'in tüm öfkesini kustuğu zaman ise arabasıyla piste çıktığı anlar. Karısının ölümü, eski günlerin ağırlığından ancak orada kurtuluyor ve bu bir terapi görevi görüyor. Yönetmen ise izleyicilere John Wick'in bu halini alt metinde çok iyi gösteriyor
John Wick köpeği aldığında adının Daisy olduğunu öğreniyor ve hiç şaşırmadan ''Tabii'' şeklinde bir tepki veriyor. Tam bu anda açı genişliyor ve masanın üzerinde Portekizli ünlü mimar Alvaro Siza'nın kitabı görünüyor. Ve Daisy adlı çalışmalarına da vurgu yapılıyor. Zaten çalışmalarına baktığınızda evin de mimarisinin o şekilde olduğunu görüyorsunuz.
Filmde zaman zaman yer alan gülümseten bölümlerden birini de yönetmen Stahelski otobüs sahnesine gizliyor. İntikam almaya niyetli John Wick, arabası olmadığı için otobüsten iniyor ve basamakta ''watch your step'' yani meali ''adımına dikkat et'' yazan bir uyarı görülüyor. Bu uyarı bir anlamda karşı tarafın yanlış kişiye bulaştığının bir göstergesi oluyor
Yönetmen bu ve buna benzer sembolik anlatımları, küçük selam çakmaları kullanarak filmi bir anlamda monotonluktan da kurtarıyor diyebiliriz.
Karanlık dünya...
Yine yönetmenin çok iyi başardığı işlerden biri de renk kullanımı olduğunu söyleyebiliriz. Sürekli koyu renkler filmin havasını, karakterin iç dünyasını çok iyi yansıtıyor. Ayrıca bu renk kullanımı izleyiciye de çok aşırı gelmiyor. Filmde yavaş yavaş gelişme bölümüne geçilmesini çok uzatmamak ve seyirciyi sıkmamak için paralel sahneler kullanılmış ki o sahnelerin işleyişi gerçekten de çok başarılı olmuş.
Ancak filmin ilerleyen anlarında bazı gereksiz sahneler olduğunu da söylemekte fayda var. Tabii yönetimi de anlıyoruz para lazım, insanlar vurdu, kırdı, uçma, kaçma istiyor ancak sonlara doğru bu sahnelerde biraz aşırıya kaçılmış denilebilir.
Ayrıca filmde haddinden fazla müzik ve şarkı kullanıldığını söyleyebiliriz. Fakat haddinden fazla kullanımı bu şarkı ve müziklerin harika birer seçim olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Size tavsiyem John Wick filminin soundtrack'ini hiç beklemeden dinlemeniz. Aşırı kullanım olsa da bazı sahnelere çok iyi oturan seçimler olduğunu da belirtelim.
Ve tabii Keanu Reeves... Başarılı aktör filmi ''one man show'' şeklinde götürmüş. Çok büyük bir sanatsal oyunculuk yok tabii ama bir aksiyon filminin daha üstesinden muazzam bir şekilde gelmiş. Diğer yönleri daha çok ortaya çıktığı için aksiyon filmleri denince Keanu Reeves mesela bir Jason Statham gibi anında akla gelmez. Kendisinin bu konuda biraz underrated olduğunu düşündüğümü de ekleyeyim.
Filmde ayrıca Game of Thrones, Fringe ve The Newsroom gibi dizilerin başrollerinde oynayan isimleri küçük rollerde görüyoruz ve bunlar da güzel sürprizler oluyor.
Filmi kendi türleri içerisinde değerlendirirsek oldukça iyi diyebiliriz. Hiç vakit kaybetmeden izleyin diyemem tabii ama boşluğa düşerseniz de ''lan ne izlesek acaba'' diye aranırsanız bu filme yönelebilirsiniz.
Not: 6,5 - 7 arası gittim geldim, son olarak 6.8'de bıraktım. Neden 7 değil de 8? Orasını ben de bilmiyorum... Haydi görüşmek üzere...
Soundtrack'ten seçmece:







